"Yüzde 5'le bile Türkiye 2023'teki 25,000 dolar kişi başı milli gelir hedefini yakalıyor" -"Ama…

  • Yazı boyutu
"Yüzde 5'le bile Türkiye 2023'teki 25,000 dolar 
  kişi başı milli gelir hedefini yakalıyor"
  -"Ama…

"Yüzde 5'le bile Türkiye 2023'teki 25,000 dolar kişi başı milli gelir hedefini yakalıyor" -"Ama 25,000 yeter mi bence yetmez. Türkiye çok daha iyisini yapabilir"

Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, "Yüzde 5'le bile Türkiye 2023'teki 25,000 dolar kişi başı milli gelir hedefini yakalıyor. Ama 25,000 yeter mi bence yetmez. Türkiye çok daha iyisini yapabilir" dedi.
     Dünya Ekonomi Forumu kapsamında düzenlenen İstanbul Finans Merkezi "Yükselen 2023 Vizyonu" paneline katılan Başçı, "Türkiye'nin potansiyel büyüme hızı yüzde 5 civarında. Bu arada şöyle bir değişiklik oldu yalnız. Cumhuriyet tarihi boyunca yüzde 5'ti zaten bu rakam. Fakat biz nüfus artışının yüzde 1'e düştüğünü gördüğümüz için, yüzde 2'ler civarındaydı nüfus artışı. Yüzde 1 doğrultusunda şimdi ilerliyor. Kişi başı milli gelir büyüme hızı yüzde 4'e doğru yükseldi. Dolayısıyla biz Avrupa'yla, ABD ile farkı o şekilde kapatmaya başlıyoruz. Fakat bu 5'in üzerinde olabilir mi sorusu soruluyor. Türkiye'nin potansiyeli 5'in üzerine çekilebilir. Bunu için yapısal reformlar çok büyük önem taşıyor" dedi.
     Gerekli adımlar atıldıkça bu hedef ulaşmanın çok daha kolay olacağını belirten Başçı, "O adımlar atıldıkça, enerji alanında, giderek Türkiye'nin potansiyel büyüme hızının da bir miktar daha yükselmesi mümkün olacak. Şimdi 5'le biz hesap yapıyoruz. Yüzde 5'le bile Türkiye bu 2023'teki 25,000 kişi başı milli gelir hedefini yakalıyor" dedi.
     Türkiye'nin 2023 yılında kişi başı 25,000 dolar gelir hedefine ilişkin olarak Başçı, "Orada şu şekilde hesap yapmak lazım. Amerikan doları bazında bu ölçülüyor. Yani kişi başı 25,000 dolar dediğimiz zaman ABD doları bazında. ABD'de yüzde 2-2,5 civarında bir enflasyon var. Dolayısıyla onu hesaba kattığınızda yüzde 5'lik büyüme, yüzde 7 civarında ABD doları bazında bir büyümeye tekabül ediyor. Onun hesabı kitabı yapılabiliyor. Arkadaşlarımız onun çalışmasını yaptılar. Bu hızla gidersek çok rahat 25,000'i yakalarız. Ama 25,000 yeter mi bence yetmez. Türkiye çok daha iyisini yapabilir. Yapısal reformlar önemli" dedi.
     Başçı sözlerine şöyle devam etti;
     "İstanbul'un büyük bir şansı var. İstanbul güzel bir şehir ve dolayısıyla espri ile karışık sorulduğu zaman söylüyorum. İstanbul dünyanın en güzel finans merkezi olmaya aday bir şehirdir. O yüzden bizde İstanbul'un güzel bir finans merkezi olması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz, devam ediyoruz.
     İstanbul'da bazı alanlarda oldukça ileri gitmiş durumdayız. Özellikle bankacılık sektöründe de dünyada imrenilerek bakılan bir bankacılık sektörümüz var. Durumu gerçekten çok iyi. Önü açık. Rasyolar olarak baktığımızda da, gayri safi hasılaya oran olarak baktığımızda da sektörün tamamının büyüklüğü gayri safi milli hasılanın büyüklüğüne ulaştı. Krediler gayrisafi hasılaya oranla yüzde 55'i geçti. Dolayısıyla orada çok fazla problemimiz yok. Büyüme potansiyeli var, büyüyor da. Fakat banka dışı alanlarda bir takım gelişmelere çok yer var. Bazı enstrümanları daha yeni başlatıyoruz.
     Borsa İstanbul mesela çok önemli bir adım. Orada biz özellikle Türk Lirası tahvil piyasasını önemsiyoruz. Orada bir Türk Lirası tahvil piyasasının olması her bakımdan Türkiye'nin dayanıklılığını artıracak, vade yapılarının uzamasına imkan tanıyacak. Özellikle büyük şirketlere ve daha sonra belki orta boy şirketlere teminatsız borçlanma imkanları açacak. Tabii bunun olabilmesi için çok ciddi bir altyapı gerekiyor. Bir tür kredi derecelendirme sisteminin Türkiye'de de şirket bazında olması belki gerekiyor. Skorlama sisteminin olması gerekiyor. Kredi geçmişlerinin çok büyük önemi var. Kredi geçmişleri ile ilgili gerçekten önemli adımlar atılacak. Bankalar Birliği altında bir kredi bürosu, bir risk merkezi çalışacak. Bu önemli bir altyapı. Bunların hepsinin olması ile birlikte dünyadaki düşük faiz ortamı da bir araya geldiğinde oldukça yakın bir süre içerisinde bir Türk Lirası tahvil piyasasının daha da canlanacağını tahmin ediyoruz. Önceliği bankalarımız adım atarak gösterdiler. Fakat şimdi büyük firmalar da yavaş yavaş buraya giriyor. Bu mesela önemli bir alan. Bunun dışında Türkiye'de neredeyse hiç olmayan girişim sermayesi, venture capital dediğimiz hadise var. Bunun daha önceki ayaklarını oluşturan melek yatırımcı diye tercüme edebileceğimiz bir alan var. Private equity dediğimiz özel hisse senedine katılım özel ortaklıklarla venture capital'a dönüşecek sermaye grubu var. Bunlar Türkiye'de pek fazla örneği olmayan konular. Neden bunlar Türkiye'de bir türlü hayat bulamıyor diye sorduğumuzda bir engel tespit ettik. Başka engeller de belki olabilir. O da iki defa vergilendirme. Burdan elde edilen kazançlar iki defa vergiye tabiydi. Bunun üzerine Maliye Bakanlığı'mız önemli bir adım attı ve buradaki iki defa vergilendirme problemini çözdü. Başka ne engel var ona bakmak lazım. Dolayısıyla bu tür özellikle ABD'de olan, Avrupa'da daha az olan ama olması gereken aslında farklı enstrümanların da İstanbul'da yer alması gerekiyor. Tek boyutta sadece bankacılık boyutuna bakmamak gerek, sermaye piyasası boyutuna da bakmak gerekiyor. Çeşitli enstrümanlar açısından konuya bakmak gerekiyor."
     Türkiye'de verimlilik artışına ilişkin bir soruya cevaben Başçı, "Orada tabii iki yolu vardır, ya verimliliği artırırsınız, ürün ve hizmet kalitesini geliştirirsiniz, o yolla çekici olabilirsiniz, ya da fiyatlarınızı düşük tutarsınız. Şimdi tabii Türkiye'nin bir tercih yapması gerekiyor. Biz ucuz bir destinasyon mu olacağız, kaliteli ve cazibesi olan bir destinasyon mu olacağız. O tabi Merkez Bankası'nın doğrudan görev alanına girmiyor" dedi.
     Merkez Bankası'nın İstanbul Finans Merkezi projesi kapsamında İstanbul'a gelip gelmeyeceğine ilişkin bir soruya cevaben Başçı, "Merkez Bankası zaten İstanbul'da. Bizim biliyorsunuz Karaköy Bankalar caddesinde bir binamız var. Oradaki binanın tarihi bir önemi de var. Orta vadeli planımız aslında bir Merkez Bankacılığı Müzesi haline getirmek. Aslında hemen yapamayız ama öncelikle İstanbul'daki diğer projelerimizin tamamlanması lazım. İstanbul'da biz hem Anadolu hem Avrupa yakasında birden fazla lokasyonda mutlaka bulunmamız gerekiyor. Emisyon fonksiyonumuz nedeniyle, para dağıtımı özelliğiyle, artı bir de yeni uluslararası eğitim ve araştırma merkezi açıyoruz. Bu birimi İstanbul'da konuşlandırıyoruz. Şimdi bu birim büyük ihtimalle önümüzdeki ay faaliyete geçecek. Burada bir çok ileri düzeyde Merkez Bankacılığı var. Araştırmalar yapacağız. Bu konunun en iyi hocalarını yurtdışından getirip orada bizim elemanlarımızla birlikte ortak projeler üretmeye teşvik edeceğiz. Öyle bir fonksiyonu olacak. Bir de bizden bazı açılardan teknik destek isteyen ülkelere İstanbul'da teknik yardım ve destek vereceğiz. Kendi tecrübelerimizi paylaşacağız. Bu ikinci amacı da yerine getirecek olan bir kuruluş olacak. Biz bu birimi kurmadan önce de buna büyük bir rağbet vardı. Pekçok ülkeden bu tür talep geliyor. Biz onları Ankara'daki idare merkezden karşılıyorduk. Bu talebin daha da artacağını biz tahmin ediyoruz. İstanbul'da olduğu için herkes İstanbul'a gelmek istiyor. O yüzden daha da fazla bir taleple karşılaşacağımızı tahmin ediyoruz, o da önemli bir adım" dedi.
     Başçı konuşmasına şöyle devam etti:
     "Tek başına tabii Merkez Bankası değil, bizim finansal istikrar komitesini oluşturan bütün ekonomik birimlere kredi vermemiz gerekir. Çünkü gerçekten çok önemli çalışmalar yapılıyor. Yapısal anlamda önemli adımlar atılıyor. Orada biliyorsunuz SPK, BDDK, TMSF, Hazine Müsteşarlığımız var. Hazine Müsteşarlığımız Türkiye'de sigortacılık sektörünü gözetim ve denetime tabi tutuyor. Dolayısıyla beş kurum yuvarlak masa etrafında bir araya gelip, daha ziyade Türkiye'nin dayanıklılığını artıracak yapısal reformları düşünüyoruz. Eğer Davos'taki gündemden konuşuyor olursak, Türkiye'de dinamizm var. Dayanıklı dinamizm diye ana bir tema var bu sene. Dinamizm için herhangi bir çaba göstermenize gerek yok. Gerçekten çok dinamik bir ekonomimiz var zaten. Gerek nüfus yapısı olsun, gerek müteşebbis karakteri olsun, gerek değişen şartlara uyum kabiliyeti olsun, o konuda hiçbir sorun yok. Orada sorun bunu daha nasıl dayanıklı, dirençli hale getirebiliriz. O yönde çok çok önemli adımlar atılıyor. Finans sektörü içerisinde de bu adımlar atılıyor, dışında da atılıyor. Bu algılama ne kadar güçlenirse, Türkiye'nin finans merkezi olan İstanbul dayanıklı bir finans merkezidir, şoklara karşı dirençlidir ve ilerde geçmiş yıllarda yaşadığımız o finansal krizler ve onların reel etkileri çokta fazla beklenmiyor. O algıyı güçlendirebilirsek Türkiye'de ilave bir büyük varlık olacak.
     Finans merkezi ve getirdiği yeni ürünler Merkez Bankası açısından para politikası araçlarının bazılarını etkiyecek yeni durumlar oluşturacak mı sorusuna şu yanıtı verdi:
     "Bunu tek başına Merkez Bankası olarak değil de belki Finansal İstikrar Komitesi'nin bir üyesi olarak cevaplayabilirim. Finansal inovasyon diye bir tabir var. Finansal yenilik. Şimdi finansal yenilik nasıl faydalı olabilir. Onun turnusol testi nasıldır diye baktığınızda, bu yapılan finansal yenilik verimliliği artırıyor mu, üretkenliği artırıyor mu, bir de asimetrik bilgi problemlerini azaltıyor mu- Yani borç verenle borç alan arasındaki bilgi asimetrisini azaltıyor mu- Eğer bunları yapıyorsa, bunları teknoloji kullanarak yapmak mümkün hale geldi, o zaman bu faydalı bir finansal inovasyondur, toplumsal refahı destekler. Aynı zamanda finansal istikrarı da destekler. O açıdan baktığınızda mutlaka gözetim, denetim otoritelerinin, finans sektöründe yeni bir ürün var, bu nasıl bir yönde ilerliyor, bu sektörü daha riskli olmaya mı itiyor, yoksa daha risklerini azaltıcı yönde mi çalışıyor. Bu testi bir yapması gerekiyor. Dünya bunu pek yapmadı.
     O yüzden bazı finansal yenilikler, bazı finansal inovasyonlar toplam küresel riski artırıcı yönde çalıştı. Nedir bunlar- Bu çok ismi geçen, CDS (Credit Default Swap) diye bir ürün var. Bu bir anlamda aslında bir nevi kredi sigortası. Fakat burada kredi sigortası satıyorum diye bir şirket ortaya çıktı. Reytinginin, kredi derecesinin de AAA olmasından yararlanarak önüne gelen herkesi sigortaladı. Bu kredi sigortalarını karşılıksız para basar gibi bastı. Ondan sonra bu sigortaladığı şirketlerden ne teminat istedi, ne bir gayrimenkul ipoteği istedi. Ne de bunları zarar ederse karşılayacak sermayesi vardı. Dolayısıyla burada çok düşük kaliteli kredi bu sayede kolayca borç bulabildiği için bir nevi aşırı, haddinden fazla, gereksiz ve riskli borçlanmaya gitmiş oldu dünya. Daha sonra da bunlar battığı ve borçlarını ödeyemediği zaman, benim sermayem yok ben de battım dedi. Hangi şirket olduğunu biliyoruz. Londra'da konuşlanmış bir şirket. Bu finansal bir inovasyondur, yeniliktir. Kredi sigortası kulağa da hoş geliyor aslında, fakat bu gibi konularda çok dikkatli olmak lazım. Regülatörler bu konuda çok dikkatli olmazlarsa bütün dünya ekonomisinin başı çok ağrıyabiliyor. Bu turnusol testini mutlaka yapmak lazım. Faydalı bir finansal yenilik mi yoksa zarar verebilecek nitelikte bir finansal yenilik mi- Bu bakış açısıyla İstanbul bu işe yeni başladığı için, bizim bunun yapma şansımız var. O yüzden burada bütün kurumlar, sadece Merkez Bankası değil ama finansal istikrar komitesindeki bütün kurumlar bu gözle bakıyorlar şu anda"
     Kredi büyüme hızının istikrarlı olmasını gerektiğine dikkat çeken Başçı, "Bütün akademik çalışmalar şuna işaret ediyor; dünya tecrübesine bakıyorlar, aşırı hızlı kredi büyümesi mutlaka daha sonra baş ağrıtıyor.Onun ölçümü de aslında kolay, çok da karışık değil. Gayrisafi hasıla büyüyor. Gayri safi hasıladan krediler bir miktar daha hızlı büyüyebilir. Belli bir hızı geçip aşırı hıza doğru giderse o zaman sektörün büyük ihtimalle kredileri değerlendirme yeteneği yetişmiyor bu hıza. İyi kredi ile kötü krediyi ayırt etme yeteneği kayboluyor" dedi.
     Başçı, "Çok aşırı bir şekilde kredi verildiği zaman. O zaman da bir iki yıl içerisinde ekonomi mutlaka bir sorunla karşılaşabiliyor. O yüzden bu çok önemli, çok değerli bir öncü gösterge. Konut fiyatlarını öngörmek, orda bir balon var mı yok mu onu test etmek ve önceden söylemek biraz daha zor. Ama krediler tarafına baktığımızda onu ölçmek kolay. Onunla ilgili yapılmış çok fazla çalışma olduğu için artık hangi hızdan sonra tehlikeli olmaya başladığını bilmekte oldukça kolay. O yüzden biz ısrarla Türkiye için sürdürülebilir kredi büyümesi bugünlerde, bu yıllarda yüzde 15 civarında diye söylüyoruz. Yüzde 15'i geçerse ne olur- Kıyamet mi kopar- Kıyamet belki kopmaz ama biraz daha aşırıya kaçarsa orada yıllar itibariyle arka arkaya çok hızlı kredi büyümesi olursa sonra kredilerde ciddi bir yavaşlama oluyor" dedi.
     Başçı kredi büyümesinde kredi büyümesinin genel ekonomik istikrara zarar vermemesi gerektiğini belirterek, "Şunu istemiyoruz biz; bir yıl yüzde 30 krediler büyüsün, ertesi yıl sıfır büyüsün istemiyoruz. Ortalaması 15 olsun istemiyoruz. Hayır 15-15 büyüsün yine aynı noktaya gelelim. Ama daha istikrarlı bir şekilde gelelim. Bunu işsizliğe herhangi bir zararı olmasın. Genel ekonomik istikrara herhangi bir zararı olmasın. Onu arzu ediyoruz" dedi.
    
    
     Yayıncı:

Bu haberi 142 kişi okudu

Ziyaretçi yorumları

Lütfen bekleyiniz...
Toplam 1000 karakter

Diğer Haberler

e-Sirket.com, Nette İnternet Teknolojileri Bilişim Sistemleri San. Tic. Ltd. Şti.’nin Tescilli Markasıdır. © 2006 e-Sirket.com Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemizde yer alan yazı, resim ve haberler izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
e-Sirket.com bir nette interactive projesidir Hata bildir