"Uludağ Ekonomi Zirvesi" -Başbakan Yardımcısı Babacan: (1) -"Türkiye artık kendi bölgesinde,…

  • Yazı boyutu
"Uludağ Ekonomi Zirvesi" 
  -Başbakan Yardımcısı Babacan: (1)
  -"Türkiye artık kendi bölgesinde,…

"Uludağ Ekonomi Zirvesi" -Başbakan Yardımcısı Babacan: (1) -"Türkiye artık kendi bölgesinde, dünyada yükselen bir marka olduysa, burada Türkiye'nin tuttuğu sözlerin çok çok önemli payı var" -"Son 10 yılda, Türkiye'nin ortaya koyduğu reform programı AB süreciyle, ekonomik dönüşüm programıyla ortaya koyduğu performans, 'yapacağız' dediğimizi yapmamız, söz verip tutmamız, Türkiye'yi çok farklı bir noktaya getirdi. Ve bu altın üçgen de Türkiye'de önemli ölçüde oluştu diye görüyorum ben, hükümet, iş dünyası ve sivil toplum" -"Bu son krizin de tetiklediği dünyadaki ekonomik güç dengesinin hızla batıdan doğuya doğru kayması söz konusu ve yeni dünyada bundan sonraki 10 yılların dünyasında artık Asya çok çok önemli olacak, Afrika çok çok önemli bir bölge olacak. Kuşkusuz Avrupa, Japonya, ABD, bunların dünya ekonomisindeki payı önemli olmaya devam edecek, ama göreceli güç, hızla kaymakta şu anda"

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, "Türkiye artık kendi bölgesinde, dünyada yükselen bir marka olduysa, burada Türkiye'nin tuttuğu sözlerin çok çok önemli payı var" dedi.
     Babacan, Bursa Valiliği ile Capital ve Ekonomist dergilerinin iş birliğiyle Uludağ'daki Grand Yazıcı Otel'de düzenlenen, Anadolu Ajansı'nın ana yayın sponsoru olduğu "Uludağ Ekonomi Zirvesi"nde yaptığı konuşmada, dünyanın her yerinde Coca Cola üst yöneticisi (CEO) Muhtar Kent gibi başarılı Türk girişimcilerin, profesyonellerin olmasından olmasından mutluluk duyduklarını söyledi.
     Türk yöneticilerinin, çok uluslararası şirketlerde kısa sürede küresel sorumluluklar üstlendiklerini anlatan Babacan, Muhtar Kent'in de bu noktada Türk iş dünyası için bir rol model olduğunu ve daha çok Muhtar Kent'lerin Türkiye'den çıkacağına inandığını vurguladı. Babacan, kendisinin de dedesinin verdiği malları depodan mağazalarına taşıdığını hatırlatarak, gerçekten o fiiliyatın, uygulamanın içinde olmanın, para ile iç içe bulunmanın çok önemli olduğunu dile getirdi.
     Babacan, Muhtar Kent'in "Marka bir sözdür iyi marka tutulmuş bir sözdür" ifadesini anımsatarak, şunları kaydetti:
     "Çok şükür Türkiye artık kendi bölgesinde, dünyada yükselen bir marka olduysa, burada Türkiye'nin tuttuğu sözlerin çok çok önemli payı var. Özellikle şu son 10 yılda, Türkiye'nin ortaya koyduğu reform programı AB süreciyle, ekonomik dönüşüm programıyla ortaya koyduğu performans, 'yapacağız' dediğimizi yapmamız, söz verip tutmamız, Türkiye'yi çok farklı bir noktaya getirdi. Ve bu altın üçgen de Türkiye'de önemli ölçüde oluştu diye görüyorum ben, hükümet, iş dünyası ve sivil toplum. Ama samimi bir değerlendirme yapmak gerekirse de bizim üçgenimizdeki bu sivil toplum ayağını biraz dana güçlendirmemiz gerekiyor. Yani o noktada gerçekten gönüllü, derdi, amacı olan insanlarımızın daha çok bir araya gelip, daha büyük bir şevkle çalışması gerekiyor. Sivil toplum deyince, farklı farklı kuruluşlarımız kuşkusuz var. Ama, bakıyorsunuz garantili gelir kaynağı var, kanunla kurulmuş vergi gibi geliri var ve o şekilde belli kesimleri temsil ediyor. Onların da bir yeri vardır ama asıl kıymetlisi, herkesin kendi cebinden ve emeğinden bir şeyler kattığı ve bu benimdir dediği sivil oluşumlar. Bunların önümüzdeki dönemde Türkiye'de çok daha etkin olması gerektiğini ben düşünüyorum. Biraz insanlar kendileri o işe gönül verecek, zaman harcayacak, biraz da hatta küçük küçük kendi cebinden para koyacak ki o sivil toplum dediğimiz hareketi herkes sahiplensin. Miktarı da çok önemli değil, ayda 2-3 lira insanlar ödese o bir aidiyet, amaç kazandırıyor. İnşallah o altın üçgeni de güçlendirdiğimizde, o sivil toplum ayağını da Türkiye'de güçlendirdiğimizde Türkiye'nin çok daha farklı bir geleceğe doğru güçlü bir şekilde yürüyeceğine inanıyorum."
     Dünyaya şöyle bir bakıldığında, özellikle son 5-6 yılın çok kolay olmadığını, zor dönemlerden geçildiğini hatırlatan Babacan, dünyanın her yerinde, özellikle teknolojinin getirdiği yeni imkanlar sebebiyle çok çok ciddi bir sosyal dönüşüm yaşandığını bildirdi. Babacan, bu uydu yayınlarının çok hızlı bir şekilde dünyaya yayılması, internet haberciliğinin artık şeklinin tamamen değişmesinin ve facebook ve twitter gibi ortamlarda da her bir bireyin küçük bir yayın organı gibi çalışmaya başlamasının işin şeklini çok değiştirdiğini, bundan sonra da çok değiştireceğini kaydederek, artık bireylerin sadece yapılan yayını almadığına dikkati çekti. Babacan, insanların kanaatleri ve düşüncelerinin olduğunu, bunları aktarmak istediklerini, hele bu ortamların Türkiye'deki kullanımının ise nüfusa göre çok yüksek olduğunu belirtti.
     Nüfusun genç oluşunun, teknolojiye açık olmasının da Türkiye'yi bu noktada güçlü bir hale getirdiğini aktaran Babacan, "Bütün bu trendlerin yanında kuşkusuz, sürdürülebilirlik, kalıcılık, dünya ekonomisinin bundan sonraki seyriyle çok çok alakalı. Şu anda bu son krizin de tetiklediği dünyadaki ekonomik güç dengesinin hızla batıdan doğuya doğru kayması söz konusu ve yeni dünyada bundan sonraki 10 yılların dünyasında artık Asya çok çok önemli olacak, Afrika çok çok önemli bir bölge olacak. Kuşkusuz Avrupa Japonya, ABD, bunların dünya ekonomisindeki payı önemli olmaya devam edecek, ama göreceli güç, hızla kaymakta şu anda" değerlendirmesinde bulundu.
    
     -ABD'de durum-
    
     Krizin ilk safhasının finans sektörüyle başladığını, ama çok hızlı bir şekilde bu kriz devletlerin kredibilitesinin aşınmaya başladığı bir kriz haline geldiğini anlatan Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:
     "Bir ülkede finans sektörü kriz yaşadığında, o ülkenin hükümeti Merkez Bankası, kendi imzasını o finans kuruluşunun yanına atarak, sarsıntıyı önemli ölçüde absorbe edebilir, stabilite getirebilir, ama o devlet imzasının gücü, itibarı, şu anda maalesef kriz öncesindeki gibi değil. Pek çok ülkede özellikle Avrupa-da hükümetler, 'bu benim imzamdır, ben şunu yapıyorum' dediğinde artık eskisi kadar itibar görmüyor ve bu finans sistemi açısından da son derece büyük bir risk, çünkü finans sisteminin özüne baktığımızda, bu devletlere olan güvene dayanıyor. Güvenilir devlet yapısının üzerine kurgulanmış bir finans sisteminden bahsediyoruz. Bugün ABD'de baktığınızda, şu anda ABD Merkez Bankası bir fon kurmuş durumda ve bankaların elindeki batak alacağı, bankalara 'sen ver' diyor, 'al parayı git' diyor. 'Ben sonra bakarım buna' diyor. Şimdi batak alacakları olan, elinde bir havuzu olan bir Merkez Bankası'ndan bahsediyoruz Mortgage konusundaki çok büyük kuruluşlar, bunlar artık tamamen devletleştirilmiş durumda. Yani devlet sarsıntı yaşadıklarında 'ben artık bunların kontrolünü alıyorum, korkmayın' diyor. Ama işte o 'korkmayın' denilen devletin bakıyorsunuz, şimdi borcu, milli gelirinin yüzde 110'unu geçmiş durumda. Belki kısa sürede ekonomiyi canlandırmak adına bir miktar bütçe açıklarına izin verilmesi özellikle ABD gibi bir ekonomi için normal olabilir ama, bu yüksek borç stokunun ne zaman ve nasıl normal bir trende gireceğini de hızla artık planının ortaya konulması gerekiyor. Fakat siyasi sistemin adeta kilitlenişi, yönetimle kongre arasındaki uyumsuzluk, bu konuda bir uzlaşmayı maalesef bugüne kadar getirebilmiş değil. Bu siyasi yapı ABD ekonomisinin önünün açılmasındaki belki en büyük engel şu anda."
    
     -"Güven her şeyin esası"-
    
     Babacan, Avrupa'daki duruma da değinerek, "27 ülkenin üye olduğu bir birlik, 17 ülkenin üyesi olduğu bir tek para birimi ve koalisyon, azınlık hükümetleri. Hükümetlerle yine meclisler arasındaki uyumsuzluklar. Popülist ve günün bir bakıma getirisine bakan politikacılar" ifadesini kullandı. "Avrupa'da pek çok ülkede belki ciddi bütçe açığı var ama, bana göre şu anda daha da büyük problem, pek çok Avrupa ülkesinin liderlik siyasi liderlik açığı" diyen Babacan, şöyle devam etti:
     "Gerçekten vizyon sahibi, ülkenin geleceğini düşünen ve 'bugün ne yaparım ki 5-10 sene sonra bu ülke şöyle bir düzlüğe çıkar' diyebilen, politikacı sayısı şu anda Avrupa'da çok çok az. Öyle şeyler söyleniyor, öyle şeyler yapılıyor ki, gerçekten hayretlere düşüyoruz. Söylediğin, yaptığın şey, belki önümüzdeki bir haftayı, bir ayı, belki bir yılı kurtarır ama, ileriye zarar veriyor. Bugün attığın adım, 2 sene sonra gelecek çok daha büyük maliyet olarak duracak. Fakat, bunu da maalesef, yine düşünen, dikkate alan siyasi lider sayısı çok çok az. İşte böyle bir tabloya baktığımız zaman ekonominin en önemli unsuru olan güven unsurunu bir türlü sağlayamıyorlar pek çok ülkede. Sayın Muhtar Kent güvenin öneminden bahsetti, güven her şeyin esası. Ben de siyasetten önceki bütün tecrübem hep iş hayatında oldu ve hep onu bilerek, onu savunarak, biz iş yaptık. Ama siyasette de inanın ben hiçbir farkının olmadığını gördüm. Yani bir ekonomi yönetiminde bir devlet yönetiminde güven her şeyin esası, güven ortamını oluşturduğunuzda, her şey kolaylaşıyor, ama güveni oluşturmadığınızda ne yaparsanız yapın fayda etmiyor."
     (Sürecek)
    
    
    

Bu haberi 155 kişi okudu

Ziyaretçi yorumları

Lütfen bekleyiniz...
Toplam 1000 karakter

Diğer Haberler

e-Sirket.com, Nette İnternet Teknolojileri Bilişim Sistemleri San. Tic. Ltd. Şti.’nin Tescilli Markasıdır. © 2006 e-Sirket.com Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemizde yer alan yazı, resim ve haberler izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
e-Sirket.com bir nette interactive projesidir Hata bildir