TUSKON Başkanlar Kurulu Toplantısı -Başbakan Yardımcısı Ali Babacan: (2) -"OECD, 2012-2017…

  • Yazı boyutu
TUSKON Başkanlar Kurulu Toplantısı
  -Başbakan Yardımcısı Ali Babacan: (2)
  -"OECD, 2012-2017…

TUSKON Başkanlar Kurulu Toplantısı -Başbakan Yardımcısı Ali Babacan: (2) -"OECD, 2012-2017 yılları arasında tüm üye ülkeler arasında Türkiye'nin yüzde 5,2 ile en hızlı büyüyecek ekonomi olacağını tahmin ediyor. Biz yüzde 9-10'lardan yüzde 3-4'leri konuştuğumuz için hafif bir moral bozukluğu oluyor ama bizim konuştuğumuz bu rakamlar, OECD ülkelerinin tümünün en yükseği olacak" -"Büyük ihtimalle dünya ekonomisi bu yıl yüzde 3,5'lik büyüme oranlarını bile göremeyecek" -"2012-2013-2014'ten itibaren biraz daha sonra belki daha düşük büyüme oranları göreceğiz ama, daha sürdürülebilir ve dış dünyadaki gelişmelerden kendini daha fazla korumaya almış bir ekonomik yapıyı göreceğiz" -"Eğer Türkiye'de ailelerin daha fazla çocuk sahibi olmasını sağlayamazsak, 2035-2040 yıllarından sonra Türkiye'de nüfus düşüş trendine girecek"

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) 2012-2017 yılları arasında tüm üye ülkeler arasında Türkiye'nin yüzde 5,2 ile en hızlı büyüyecek ekonomi olacağı tahminine dikkat çekerek, "Biz yüzde 9-10'lardan yüzde 3-4'leri konuştuğumuz için hafif bir moral bozukluğu oluyor ama, bizim konuştuğumuz bu rakamlar, OECD ülkelerinin tümünün en yükseği olacak" dedi.
     Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON) Başkanlar Kurulu Toplantısı'nda konuşan Babacan, 2011 yılının Eylül ayında dünya ekonomisi ile ilgili 2012 büyüme beklentisi yüzde 4 iken, bu beklentinin aşağı doğru revize edildiğini ve en son 2012 Temmuzda yayınlanan verilere göre yüzde 3,5'a indiğini söyledi.
     Bu çalışmaların bir kısmını OECD ve IMF'nin hazırladığını aktaran Babacan, bu rakamların da revize edileceğini ve büyük ihtimalle dünya ekonomisinin bu yıl yüzde 3,5'lik büyüme oranlarını bile göremeyeceğini ifade etti.
     Geçen yıl bu zamanlar 'Çin ekonomisi yüzde 9 büyür' denilirken, şu anda 8 rakamının tahmin edildiğini anımsatan Babacan, geçen yıl Avro Bölgesi'nin 2012'de yüzde 1,1 büyüyeceğinin tahmin edildiğini, bugünse bu rakamın yüzde 0,3 daralma şeklinde tahmin edildiğini dile getirdi.
     2013'e bakıldığında da durumun hiç farklı olmayacağına işaret eden Babacan, 2013'te büyümenin Çin'de yüzde 9,3 beklenirken, yüzde 8,5'e revize edildiğini söyledi.
     2013'te Avro Bölgesi yüzde 1,5 büyür denilirken, yüzde 0,7'ye revize edildiğini hatırlatan Babacan, sözlerine şöyle devam etti:
     "Avro Bölgesi bu yıl daralacak. Gelecek yıl da 0,7'lik bir büyüme ancak olacak. Bunun da aşağı doğru revize edilme ihtimali var. Tokyo'da yapılacak Dünya Bankası - IMF Toplantılarında bunların hepsi yeniden açıklanacak. Bu yıl dünya ekonomisine baktığımızda, büyüme rakamlarının aşağı doğru revize edildiğini görüyoruz. Gelişmiş ekonomiler ile gelişmekte olan ekonomiler arasında çok ciddi ayrımlar söz konusu. 2000 yılında pek fark yokken, gelişmekte olan ülkeler yüzde 4,5, gelişmiş ülkeler yüzde 6 büyürken; bugün bu fark çok ciddi açılmış durumda. Gelişmekte olan ülkelerin büyüme hızı, gelişmiş ülkelere göre çok daha yüksek noktalarda.
     Küresel ekonomide çok ciddi bir zemin değişimi söz konusu. 2000 yılında gelişmiş ülkeler dünya ekonomisinde yüzde 62,5 pay alırken, şimdi yüzde 50'ye doğru düşüyor. Gelişmekte olan ülkeler yüzde 37,5 iken, şimdi yüzde 50'ye doğru yükseliyor. 10 sene sonra aşağı yukarı dünya ekonomisinin 3'te 2'ye yakını bugünkü gelişmekte olan ülkeler, ancak 3'te 1 civarı gelişmiş ülkeler olacak. Bu da bizlerin ihracat, yatırım kararlarını verirken nerelere bakmamız gerektiği konusunda çok önemli bir trend."
    
     -"Borç sorunu gelişmiş ülkelere kaydı"-
    
     1998 Asya krizinden sonraki dönemde gelişmekte olan ekonomilerde borç sorunu olduğunu anımsatan Babacan, şimdi bu sorunun gelişmiş ülkelere kaydığını söyledi.
     Gelişmekte olan ülkelerin bütçe açığının düştüğünü, borç stokunun azaldığını aktaran Babacan, gelişmekte olan ülkelerde Asya Krizi'nden sonra yüzde 100'ü geçen ortalama borcun bugün ciddi oranda düştüğünü ifade etti.
     Türkiye'nin 2008 öncesinde çok önemli adımlar attığını anımsatan Babacan, mali disiplini sağladığını, Merkez Bankası'nın politikaları ile enflasyonla mücadele ve fiyat istikrarında önemli adımlar atıldığını anlattı.
     Babacan, 2004-2005-2006'da Türkiye'de çok ciddi bir bankacılık reformu yaptıklarını dile getirdi.
     Bu reformları işleri iyi iken, yüksek büyüme oranları varken yaptıklarını vurgulayan Babacan, bir bakıma kötü günlerin hazırlıklarını yaptıklarını, bankalardaki sermaye yeterlilik rasyosunu yüzde 8'den yüzde 12'ye çıkardıklarını belirtti.
    
     -"Türkiye gelişmiş ülkelerle arasındaki farkı büyüme hızıyla kapatacak"-
    
     Konut kredilerine yüzde 25 peşin ödeme şartı ve banka yöneticilerine şahsi sorumluluk getirdiklerini de anımsatan Babacan, şunları kaydetti:
     "Bütün bunlar bizi bu son krizden koruyan en önemli adımlar oldu. Sosyal güvenlik ve sağlık reformumuzu, kamu maliyesi kontrolüyle ilgili adımları kriz öncesinde tamamladık. Türkiye bu dönemde yaptığı siyasi reformlarla da kendini ayrıştırdı. Kriz döneminde de daha farklı uygulamalara girdik. Krizden önce kamu maliyesi ve bankacılıkta attığımız adımlar, krizden Türkiye'yi korudu ama kriz döneminde de, Avrupa ülkelerinin harcama artırdığı dönemde tam tersine bütçe açığımızı nasıl düşüreceğiz, kamu borç stoğumuzu nasıl aşağıya indireceğiz, bunun detaylarını Orta Vadeli Programda açıkladık.
     Mali disipline dikkat ettik, para politikasında ihtiyatlı olmaya devam ettik. Makro ihtiyati tedbirleri de bankacılık üzerinden etkin bir şekilde kullandık. Türkiye 2010-2011 yıllarında gerçekten yüksek büyüme oranlarını yaşadı. 2012-2013-2014'ten itibaren belki daha düşük büyüme oranları göreceğiz ama daha sürdürülebilir ve dış dünyadaki gelişmelerden kendini daha fazla korumaya almış bir ekonomik yapıyı göreceğiz."
     Uluslararası kuruluşların yaptığı çalışmalara göre, 2007-2017 arasındaki 10 yıllık dönemde Türkiye ekonomisinin yüzde 42, 43 büyürken, Amerikan ekonomisinin belki yüzde 20, Avrupa ekonomilerinin ortalama yüzde 10, Japonya'nın ise ancak yüzde 5'lik bir kümülatif büyüme olacağını anlatan Babacan, "Türkiye farkı hızıyla kapatacak" dedi.
    
     -"Türkiye'nin 2012, 2013 büyüme rakamı Avrupa'nın en hızlısı olacak"-
    
     OECD'nin 2012-2017 yılları arasında tüm üye ülkeler arasında Türkiye'nin yüzde 5,2 ile en hızlı büyüyecek ekonomi olacağını tahmin ettiğini anımsatan Babacan, "Biz yüzde 9-10'lardan yüzde 3-4'leri konuştuğumuz için hafif bir moral bozukluğu oluyor ama bizim bu konuştuğumuz büyüme rakamları, OECD ülkelerinin tümünün en yüksek oranı olacak" diye konuştu.
     Türkiye'nin hem 2012, hem 2013 büyüme rakamının Avrupa'nın en hızlı büyüme oranları olacağını vurgulayan Babacan, Türkiye'nin ihracatının halen yüzde 38'ini Avrupa ülkelerine gerçekleştirdiğini anımsattı.
     Türkiye'ye gelen finansman akışının 4'te 3'ünün AB'ye üye ülkelerden geldiğinin unutulmaması gerektiğini dile getiren Babacan, AB ile bu kadar bağlı bir ekonomi varken, orada olup bitenden tamamen izole, tamamen ayrı bir ekonomik tablonun kısa vadede çok gerçekçi olmadığını ifade etti.
     AB'ye olan bağımlılık azaldıkça hem ticarette, hem finansmanda Türkiye'nin Asya'ya, belki de Latin Amerika'ya daha fazla entegre oldukça, oraların büyüme oranlarına, ekonomik aktivitesine biraz daha shift edileceğini anlatan Babacan, dünyanın değişen ağırlık merkezine paralel bir biçimde Türkiye'nin de iş yapma modelini kaydırmasının gerekeceğini söyledi.
    
     -Nüfus uyarısı-
    
     Türkiye'nim hem sermaye stoğunun, hem iş gücünün büyüme potansiyelinin arkasında önemli olduğunu bildiren Babacan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
     "Nüfusumuz en önemli gücümüz. 2035 yılına kadar Türkiye'nin nüfusu artarken, pek çok ülkeninki sabit kalacak. Türkiye için 2035-2040 sonrasındaki bölgeyi biraz riskli görüyoruz. Eğer Türkiye'de ailelerin daha fazla çocuk sahibi olmasını sağlayamazsak, 2035-2040 yıllarından sonra Türkiye'de nüfus düşüş trendine girecek.
     Bu, sosyal güvenlik yapımız açısından da son derece önemli. Bağımlılık oranı, sosyal güvenlik sistemine kaç kişi prim yatırıyor, kaç kişi ondan istifade ediyor demek. Şu anda biz çok iyi bir noktadayız. 2030-2035 yıllarına kadarda fena görünmüyor. Ama 2040'tan sonra nüfustaki düşüşe paralel olarak aynı Avrupa'nın Kuzey Amerika'nın yaşadığı sıkıntıları biz de Türkiye'de yaşamaya başlayacağız gibi görünüyor. Bugünlerde gerçekten sosyal politikalarımızı, nüfusumuzu artış trendini de düzenlememiz gerekecek."
    
     (Sürecek)
    
    
    

Bu haberi 122 kişi okudu

Ziyaretçi yorumları

Lütfen bekleyiniz...
Toplam 1000 karakter

Diğer Haberler

e-Sirket.com, Nette İnternet Teknolojileri Bilişim Sistemleri San. Tic. Ltd. Şti.’nin Tescilli Markasıdır. © 2006 e-Sirket.com Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemizde yer alan yazı, resim ve haberler izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
e-Sirket.com bir nette interactive projesidir Hata bildir