TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı -TÜSİAD YİK Başkanı Erkut Yücaoğlu: -"Son derece…

  • Yazı boyutu
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı
  -TÜSİAD YİK Başkanı Erkut Yücaoğlu:
  -"Son derece…

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı -TÜSİAD YİK Başkanı Erkut Yücaoğlu: -"Son derece dikkatli yürümemiz lazım. Birinci derecede bilançolarımızı çok güçlü tutmak zorundayız. Bunu yaparken de büyüme refleksini unutmadan yapmak durumundayız" -"Her zaman üretmeye, katma değer yaratmaya, gençlerimize iş sahaları yaratacak yatırımlar yapmaya da devam etmeliyiz"

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Erkut Yücaoğlu, "Son derece dikkatli yürümemiz lazım. Birinci derecede bilançolarımızı çok güçlü tutmak zorundayız. Bunu yaparken de büyüme refleksini unutmadan yapmak durumundayız. Her zaman üretmeye, katma değer yaratmaya, gençlerimize iş sahaları yaratacak yatırımlar yapmaya da devam etmeliyiz" dedi.
     Yücaoğlu, AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış'ın da katılımıyla düzenlenen, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, yeni anayasa çalışmasında üç konuyu görmek istediklerini dile getirerek, şu değerlendirmelerde bulundu:
     "Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yürütülen yeni anayasa çalışmalarının aksamaması, yeni anayasanın bütün siyasi partilerimizin katılımıyla ortaya çıkması, Türkiye'nin demokratikleme alanında atacağı çok önemli bir adım olacaktır. Katılımcı bir biçimde oluşturulacak yeni anayasada içerik unsurundan üç konuya odaklanmak istiyoruz, görmek istiyoruz. Bir; AB üyeliğine yakışır liberal ve birey odaklı bir demokrasi. İki; kuvvetler ayrılığı prensiplerinin uygulanması, dengenin sağlanması. Üç; hakiki bir hukuk devleti çerçevesine girmemiz."
     Avrupa'daki finansal krize işarete eden Yücaoğlu, Avrupa Merkez Bankası'nın Avro Bölgesi'ndeki bankaları 1 trilyon avro seviyesinde ve yüzde 1 faizle üç yıllık bir fonlama ile desteklediğini ve likidite sorununu çözdüğünü hatırlattı.
     Yunanistan'ın borçlarının da büyük bir kısmının silindiğini, kalan borcun ise yapılandırıldığına belirten Yücaoğlu, ancak nisan ayı başından itibaren tekrar fırtınalı bir kış havasına dönüldüğünü, çünkü tasarruf tedbirlerinin istenilen düzelmeyi sağlamadığını, artan işsizlik, düşen gelirlerin, kamuoylarında, Avrupa'da ciddi tepkilerin yükselmesine sebep olduğunu söyledi.
     Yunan-Roma trajedisinde bu sefer hüzünlü İspanyol şarkıları duyulmaya başlandığını ifade eden Yücaoğlu, İspanya'da, Fransa'da seçmenlerin iktidarları devirdiğini, daha önce üzerinde anlaşma sağlanmış olan finansal bir bütünleşme paketinin tekrar masaya getirildiğini, şimdi büyüme politikalarını bu pakete enjekte etmeye çalıştıklarını belirtti.
     Yunanistan'ın 17 Haziran'da yeniden seçime gittiğini vurgulayan Yücaoğlu, tekrar tasarruf tedbirlerine karşı çıkan partilerin oyları yükseldiği taktirde, Yunanistan'ın borçlarını ödeyebilme ihtimalinin giderek azalacağını belirterek, "Belki de Avro Bölgesinden ayrılması ihtimali çok daha ciddi olarak önümüze gelecek" dedi.
     IMF, G-20 gibi uluslararası kuruluşların "Yunanistan'ın avrodan ayrılması tablosunun çok ciddi bir krize yol açacağını" söylediğini hatırlatan Yücaoğlu, bunun sonucunda Avro Bölgesinde yüzde 7 ile yüzde 15 arasında milli gelir kayıplarının yaşanacağı, Yunanistan'da ise bu oranın yüzde 50'ye çıkacağı öngörülerinde bulunulduğunu anımsattı.
     Bu durumda bütün yatırımcıların risk ortamında güvenli limanlara gittiğini ifade eden Yücaoğlu, "Amerikan Hazine bonoları, Alman devlet bonoları ki bunlarda getiri son 60-70 yılın hepsinin altında. İnanılmaz bir noktada. Buna rağmen herkes oturup beklemek istiyor" dedi.
     Yücaoğlu, Avrupa'daki durumu, "Ufak bir ihtimal bile olsa düşünebiliyor musunuz, Avrupa'da bazı ülkelerde, Yunanistan'da halkın bankalara hücum etmesi, arkadan mevduat garantilerinin iflas edilmesi, sermaye transferi üzerine kısıtlamalar gelmesi, Avrupa Merkez Bankası'nın kendisini fonlamak için Avrupa bonoları çıkarmaya başlaması, bütün bunlar hakikaten bugüne kadar bu ciddiyette konuşulmamış senaryolar olarak önümüzde. Dolayısıyla tam bir yeni krize yol açacak bir olgu. Haziran sonunda durumun biraz netleşmesini bekliyoruz. İhtimal hala o, bir kere daha Yunanistan'a yardım yapılacağı istikametinde. İspanya konusunda ise Avrupa Kurtarma Fonu 100 milyar avro ile İspanyol bankalarının sermaye ihtiyacına yardımcı olabileceğini söyledi" diye özetledi.
     Türkiye'nin ise Avrupa krizinden uzakta başarılı bir dönem yaşadığını ve dünyanın dev şirketlerinin uğrağı olduğunu vurgulayan Yücaoğlu, dikkat edildiğinde yaklaşık her hafta bir şirket yöneticisinin ağırlandığını ve ülkeye yatırımdan bahsedildiğini belirtti.
     Bu yatırımcılardan birinin de General Electric (GE) olduğunu ifade eden Yücaoğlu, "Bir zamanlar mensubu olduğum GE şirketinin 900 milyon dolar yatırım yapacağını söylemesi bile beni ülkem adına çok gururlandırdı" dedi.
     "Bu performansı devam ettirebilecek miyiz-" diye soran Yücaoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
     "Türkiye, bu kadar sorunlu bir çerçevede yumuşak inişi hedefledi ve büyüme hızını yüzde 3-4 gibi bir noktaya ve cari açığını da milli gelire göre yüzde 7 gibi bir seviyeye düşürmeye odaklandı. Güçlü mali politikalar ve düşük borçlanma profilimiz bu tabloyu destekliyor. Ancak, AB'nin daha sert bir kriz ortamına girmesi halinde, bu verilerin değişeceğini de bilmemiz lazım. Yani, evet dikkatli olalım, ama bir yandan da realiteyi gözden kaçırmayalım diyorum. Birçok girişimci bu büyümeden nasibini alamadığını söylüyor. Buna örnek otomotiv sektörü ki Avrupa'daki daralmadan etkilendi. Bu başka sektörleri de etkileyecek mi diye düşünmek gerekiyor. İnşaat sektöründe de bir duraklama olduğunu birçok yatırımcımız söylemekte."
    
     -"AB krizi sürecinde Türkiye'ye net uyarılar var"-
    
     AB'nin içinden geçtiği finansal kriz sürecinin, Türkiye'ye öğrettiği net uyarılar olduğunu ve bunların not edilmesi gerektiğini belirten Yücaoğlu, bu mesajları şöyle açıkladı:
     "Büyüme olmadan daralma içinde sert tedbirler almaya başlayınca halk isyan ediyor, kitleler fakirleşiyor. İşsizlik taşınmaz boyutlara çıkabiliyor. Seçmenler iktidarları deviriyor, siyaset ve popülizm ekonomi mantığının üzerine çıkıyor, bu olgu ekonomik dengeleri daha da sarsabiliyor. Ve hatta evrensel demokrasinin ve piyasa ekonomisi kurallarının dışına bile çıkma tantanası başlıyor. Çok şükür Türkiye bu noktalardan uzakta ve şimdilik hala 2012'yi sağlıklı geçirecek bir yapıyı koruya bildiğimiz görülüyor. Ancak, son derece dikkatli yürümemiz lazım. Birinci derecede bilançolarımızI çok güçlü tutmak zorundayız. Bunu yaparken de büyüme refleksini unutmadan yapmak durumundayız. Yani her zaman üretmeye, katma değer yaratmaya, gençlerimize iş sahaları yaratacak yatırımlar yapmaya da devam etmeliyiz."
     Nisbeten diğer ülkelerden ayrışan Türkiye'nin, küresel ve bölgesel ekonomi performansına, dış politikadaki aktif tutumu da eklenince, özellikle siyasi sorun yaşayan komşular nezdinde, bir bölgesel güç olarak algılanmaya başladığının altını çizen Yücaoğlu, Türkiye'nin dış politikadaki duruşuna ilişkin ise "Türkiye'nin hala tam olarak kendisini 'yumuşak bir güç' olarak tarif edemediğini hissediyoruz konuştuğumuz zaman. Halbuki Türkiye kendisini yumuşak bir güç, aktif ve barışçı bir dış politika ile konumlandırmalı. Yeni stres unsurları yaşamamalı. Bu devam ederken bir de sınır geçişleriyle gerçekleştirilen terör olaylarının yarattığı provokatif ortamın duruşumuzu zedelememesi lazım" dedi.
     Avrupa'da yaşanan bütün problemlere rağmen, AB demokrasisi standartlarının Anayasa için referans olmaya devam ettiğinin altını çizen Yücaoğlu, şunları ifade etti:
     "Yasama-yürütme-yargı erklerinin dengeli bir biçimde konumlandırılması, kuvvetler ayrılığı prensiplerine uyulması son derece önemli. En önemlisi de belki, hakiki anlamda ifade özgürlüğünün yerleştiği bir hukuk devleti olmak zorundayız artık. Herkesin özgürce, baskı hissetmeden yaşadığı şeffaf bir demokrasinin gerektirdiği yasalar dizisine kavuşmalıyız. Yeni anayasa ile yargıda gerçekleşmesi gecikmiş reformlara hız kazandırılması da beklentilerimiz arasında. Bütün bunlar aslında 2023 ekonomik hedeflere ulaşmamızın da temelini teşkil ediyor."
     Türkiye'nin AB sürecine de değinen Yücaoğlu, "AB demokrasilerinin standartlarını hala kendimiz için kılavuz kabul ediyoruz. AB sürecini bütün kriterlerini ve evrensel hukuk yapısıyla destekliyoruz" dedi.
    
     -"Türk toplumu AB'ye inancını biraz yitirdi ama Türkiye üzerine düşeni yapmaya çalışıyor"-
    
     Toplantıya AB Ortak Dış ve Güvenlik Politikası eski Yüksek Temsilcisi Javier Solana'nın da katıldığına işaret eden Yücaoğlu, kendisinin huzurunda dile getirmek istediği bir iki konu bulunduğunu ifade etti.
     Yücaoğlu, "Türk toplumu son yıllarda AB'ye olan inancını biraz yitirmiş vaziyette. Fakat buna rağmen AB üyelik sürecinde üzerine düşeni yapmaya çalışıyor. Bunu hakikaten bilmeniz lazım. Halbuki Avrupa Birliği aktörleri, çeşitli nedenlerle müzakere başlıklarını açmıyor, en ufak konularda dahil zorluk çıkartmaya devam ediyor. En son örnek aylarca müzakere edilen, vize kolaylığı muafiyeti konusunu bir noktaya bağlamaması, hiç bir adım atılamaması. Daha doğrusu temelde, AB'nin Türkiye'nin tam üyeliği için hala bir vizyon, bir hedef ve bir tarih belirlememiş olması son derece düşündürücü oluyor" dedi.
     Türkiye'nin iç siyasi dinamikleri konusuna da değinen Yücaoğlu, genellikle medyadan takip edilen haberlerde aylardır geçmişin muhasebesinin yapıldığını belirterek şunları kaydetti:
     "Demokrasinin gereği olarak Türkiye'nin Cumhuriyet tarihinde yaşadığı antidemokratik toplumsal olayları, darbeleri incelemek, tarihimizde doğru yerlere yerleştirmek ve gelecek kuşaklara da anlatabilmek son derece erdemli davranıştır. Ama bu çalışmalar olgun bir tartışma ve soğukkanlılık içinde yürütülmelidir. Tarihte yaşadığımız bütün olumsuz gelişmeler tespit edilmeli, hatta gereken yargı süreçleri bir hukuk devleti olgunluğu içinde yürütülmeli ve sonuç da bize ışık tutabilmeli. Ancak, geçmişimizdeki sorunları aydınlatmaya çalışırken, esas geleceğimizi kurmak sorumluluğumuzu da ihmal edemeyiz. Kanaatimce, vaktimizin daha büyük bir kısmını, enerjimizi daha büyük bir kısmını, gençlerimizin iyi eğitilmesi, toplumumuzun daha yüksek refah düzeyine çıkabilmesi, yaşam kalitemizin yükseltilmesi için gerekli politika ve projelere ayırmalıyız. Bunları tartışmalıyız. Aksi halde, dünyada olup bitenden kopar, küresel değişimin gerektirdiği gelişme hızını yakalayamayız. Unutmayalım ki Türkiye hala, yaşam kalitesi endekslerinde fert başına milli gelirde ve demokrasi kültüründe 'orta halli' bir ülke görünümünde. Dolayısıyla vaktimizin daha büyük bir kısmını, geleceğimize ayırmamız lazım. Geçmişimizden ders almak lazım, ama geleceğimizi tasarlamak için daha çok çalışmamız lazım. Burada şunu not etmeden geçemeyeceğim. Cumhuriyet'in kuruluşunu hemen izleyen yıllarda, Atatürk ve dönem arkadaşlarının Türkiye'yi çağdaş medeniyetlerin yoluna sokmak için gösterdikleri gayret, bu hususta hala en büyük rehberimiz olmaya da devam etmelidir diye düşünüyorum."
    
    
    

Bu haberi 110 kişi okudu

Ziyaretçi yorumları

Lütfen bekleyiniz...
Toplam 1000 karakter

Diğer Haberler

e-Sirket.com, Nette İnternet Teknolojileri Bilişim Sistemleri San. Tic. Ltd. Şti.’nin Tescilli Markasıdır. © 2006 e-Sirket.com Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemizde yer alan yazı, resim ve haberler izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
e-Sirket.com bir nette interactive projesidir Hata bildir