TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı -TÜSİAD Başkanı Boyner:(2) -"Gündemde tartışılan…

  • Yazı boyutu
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı
  -TÜSİAD Başkanı Boyner:(2)
  -"Gündemde tartışılan…

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı -TÜSİAD Başkanı Boyner:(2) -"Gündemde tartışılan kürtaj konusu, tecavüzün neredeyse doğal karşılandığını ihsas eden aşağılayıcı beyanlar, yalnızca kadınları değil toplumun vicdan sahibi tüm kesimlerini rencide etmiştir, kırmıştır" -"Demokratikleşme yalnızca sivilleşmeden ibaret olmadığı, şeffaflaşma ve hesap verme bu sürecin ayrılmaz parçaları sayıldığı için Türkiye kamuoyu Uludere faciası ardından yaşananlar karşısında ciddi bir tepki gösterdi. Ortada vahim bir hata varsa bu hatanın nedenlerini ve faillerini bilmek kamuoyunun hakkıdır" -"Uludere olayı, şeffaf bir şekilde sonuca bağlamak Türkiye açısından gerçekten bir demokratik devlet olma sınavı niteliği kazanmıştır"

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Ümit Boyner, "Gündemde tartışılan kürtaj konusu, tecavüzün neredeyse doğal karşılandığını ihsas eden aşağılayıcı beyanlar yalnızca kadınları değil toplumun vicdan sahibi tüm kesimlerini rencide etmiştir, kırmıştır" ifadelerini kullandı.
     Boyner, AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış'ın da katılımıyla düzenlenen TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısında, TÜSİAD'ın bazen ekonomi dışı konularda fazla görüş serdettiğini düşünenlerin olduğunu dile getirerek,"Ama ekonominin yalnızca ekonomi olmadığını da biliyoruz. AB uyum sürecinde bu gerçeği yakından anlama imkanımız oldu" yorumunda bulundu.
     Türkiye konumundaki bir ülkenin öngörülebilir olduğu ölçüde, idari sistemi açık, adalet mekanizması güvenilir, karar alma süreçleri şeffaf, hukukun üstünlüğüne bağlı bir yönetim anlayışına sahip oldukça ve ancak o şartla dünya ekonomisinde mümtaz bir konuma gelebileceğini bildiren Boyner, reform heyecanının egemen olduğu dönemde Türkiye'ye gelen doğrudan dış yatırım miktarındaki patlamanın bunun açık bir göstergesi olduğunu kaydetti.
     Boyner konuşmasını şöyle sürdürdü:
     "Küresel ekonomide rekabetçi olmayan sektörlere giderek daha fazla yaslanan bir büyüme stratejisiyle, dünya üretim zincirinde teknolojik açıdan, verimlilik üzerinden sağlam bir halka haline gelmeden, eğitim sistemimizi ideolojik takıntıların oyun alanı haline gelmekten çıkarmadan bu en hırslı ve ulvi hedefimize varmak da söz konusu olamaz. İşte tam da bu nedenlerle biz ekonomi dışında konulara girdiğimizde, siyasi hayatta ortak paydaları aramanın, toplumsal mutabakatı sağlayacak şekilde meselelere yaklaşmanın, dayatmacılıktan uzak olmanın önemini vurguladığımızda, hukuk devletine ne pahasına olursa olsun sahip çıkmamız gerektiğini haykırdığımızda biliyoruz ki, tüm bunlar aynı zamanda ekonomide rahatlığın, refahın ve özgüvenin sürdürülebilmesi için de gereklidir. Siyasi reform süreci ile iktisadi başarı arasındaki bu somut ilişki dolayısıyla bizlerin ekonomi dışındaki konulara kayıtsız kalması düşünülemez."
     Bunları sadece kendi adlarına değil, "vergi veren tüm iş dünyası, çalışanlar, düşünenler, protesto etmenin bedelini çok ağır ödeyen öğrenciler ya da kıyafeti nedeniyle üniversiteye sokulmayan gençler, sansürlenen medya mensupları, ezilen ve şiddete maruz bırakılan kadınlar, iş güvenliği standartlarında geride kalındığı için canını kaybeden işçiler adına" yapmak zorunda olduklarına değinen Boyner, "Zira biliyoruz ki paydalarımız ortak olsa da olmasa da başkalarının haklarını kendi haklarımız kadar titizlenerek savunmak ahlaken ve etik olarak doğru tavırdır. Bu ilkesel duruşun sürmesi için söz hakkımızdan feragat etmememiz, doğru bildiklerimizi dile getirmekten kaçınmamamız, yapıcı eleştirilerimizi, son tahlilde toplumsal çıkarı her şeyin önüne koyma azmini taşıyan bir kurum olarak, en üst düzeyde diyalog arayışını sürdürerek, her fırsatta kamuoyuyla paylaşmamız gerekir" diye konuştu.
     Boyner, "Mesela eğitim yalnızca siyasetin meselesi değildir ki yaptığımız çalışmaları ve sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmayalım. Bu sistemde okuyacak olanlar, ülkemizi bir üst lige taşıyacak olanlar, geleceğin rekabetçi dünyasına hazırlanması gerekenler bizim çocuklarımız. Dolayısıyla eğitim konusu bizim birincil paydaşı olduğumuz bir konu." ifadelerini kullandı.
     Kadın konusunun da gelecek ile ilgili temel meselelerden olduğuna işaret eden Boyner şunları kaydetti:
     "Son zamanlarda kadının konumu, toplumsal hayatta layık görüldüğü yer, kadın söz konusu olduğunda kullanılan dil ve üslup en hafifinden ürkütücüdür. Anlaşılması zor bir duyarsızlıkla gündemde tartışılan kürtaj konusu, tecavüzün neredeyse doğal karşılandığını ihsas eden aşağılayıcı beyanlar yalnızca kadınları değil toplumun vicdan sahibi tüm kesimlerini rencide etmiştir, kırmıştır. Tüm araştırmalar kadınların iyi eğitimli olmadığı, işgücüne katılmadığı ülkelerin küresel rekabette nal toplayacağına işaret ediyor. O zaman bu konuya değinmek de iş insanları olarak bizim görevimiz."
     Kadının ekonomik, sosyal ve siyasal alanlardaki yerinin henüz arzu ettikleri noktada olmadığını vurgulayan Boyner, kadının toplum içindeki rolü erkek ile aynı seviyeye taşınmadığı sürece toplumun gelişimi, refahı, huzuru ve gelecek nesillerin mutluluğunun tehlikeye gireceğini kaydetti.
     Boyner, 28 Şubat'tan hemen önce 20 Ocak 1997'de "Türkiye'de Demokrasi Perspektifleri" adlı bir rapor yayınladıklarını belirterek, "O zaman da TÜSİAD yönetimine 'Sırası mı, size mi kaldı-' diye yüklenenler olurdu. O zamanki başkanımız da tüm bunlara şu sözlerle yanıt vermişti: 'Biz değilsek kim- Şimdi değilse ne zaman-' Aynen, bizim misyonumuz budur. Varlık sebebimiz budur. Ülkeye yapacağımız hizmetin ölçüsü de budur" dedi.
     Türkiye'nin 2023 vizyonu ile ilgili de Boyner şunları ifade etti:
     "Bu vizyonu gerçekleştirmek için önümüzde çözülmesi gereken iki ana meselemiz var. Birisi Kürt meselesi. Tüm boyutlarıyla Cumhuriyet döneminin en zorlu ve son otuz yılın siciline baktığımızda toplumumuza en ağır bedeli ödeten meselesi bu. Artık ortak aklı kullanmak, şiddet sarmalından çıkmak ve çağın gerçeklerine uygun bir söylemi benimseyerek konuyu siyaseten halletmek zorundayız. Hele Ortadoğu'nun bugünkü halinde, etnik ve mezhep temelli çatışma ihtimallerinin güçlü olduğu bir dönemde Türkiye bu yarayı kapatmadan huzur bulamaz. Demokratikleşme yalnızca sivilleşmeden ibaret olmadığı, şeffaflaşma ve hesap verme bu sürecin ayrılmaz parçaları sayıldığı için Türkiye kamuoyu Uludere faciası ardından yaşananlar karşısında ciddi bir tepki gösterdi. Ortada vahim bir hata varsa bu hatanın nedenlerini ve faillerini bilmek kamuoyunun hakkıdır. Bu olayı şeffaf bir şekilde sonuca bağlamak Türkiye açısından gerçekten bir demokratik devlet olma sınavı niteliği kazanmıştır. Bu nedenle sürdürülmekte olan soruşturmanın en üst düzey ihtimamla ve hızlandırılarak sonuca varmasını tüm duyarlı kamuoyu ile birlikte bekliyoruz."
    
     -"Kürt meselesinde muhalefet-iktidar partisi işbirliği bize umut verdi"-
    
     "Kürt meselesinde 2005 ve hele 2009 yıllarının yeşerttiği umutların solduğu bir sırada ana muhalefetin bir atılım yapması, iktidar partisinin de buna olumlu yaklaşarak işbirliğine yanaşması doğrusu bize umut verdi." ifadelerini kullanan Boyner, istenildiği takdirde bu konudaki çalışmalara destek vereceklerini kaydetti.
     Boyner, diğer meselenin yeni Anayasa olduğunu vurgu yaparak şunları anlattı:
     "Anayasanın vatandaşlığı nasıl tanımlayacağı ve yeni anayasal düzenin nasıl bir sistemi öngöreceği meselesi. Vatandaşlık tartışmalarına dini azınlıkların ve Alevi vatandaşlarımızın hakları bağlamında Türkiye'de din ve vicdan özgürlüğünün niteliğiyle laikliğin tanımı konularını da ekleyebilirsiniz. AB'nin çeşitli nedenlerle Türkiye üzerindeki yönlendirici etkisinin hayli sınırlı kaldığı, buna karşılık özellikle yargı alanında Türkiye'nin Avrupa standartlarının çok gerisine düştüğü bir zamanda kendi demokratikleşmemizi kendimiz yapmak zorundayız."
     Öncelikle denge, kontrol mekanizmalarının nasıl kurulacağı, kuvvetler ayrılığı ilkesinin nasıl tam işletileceği, Parlamento'nun bağımsızlığının nasıl sağlanacağı gibi meseleleri, seçim sistemi ve partiler kanununun ne yönde değişmesi gerektiğinin belirlenmesi gerektiğini ifade eden Boyner, "Anayasa tartışmaları bağlamında temel hak ve hürriyetlerin kayıtlara bağlanmadan güvenceye alınmasını arzu ediyoruz. Bu bağlamda da yargı erkinin çok köklü bir reformdan geçmesi gerektiğine inanıyoruz" diye konuştu.
     Yargının evrensel değerler, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar ve AB sürecinde kabul edilen hukuki kavramlar ve kurallar içinde işlemesini istediklerini belirten Boyner, "Geçtiğimiz aylarda Katar'a giden Sayın Başbakan bu Körfez ülkesinde Türkiye'nin AB üyeliğine aday bir Avrupa ülkesi olduğunun altını çizdi. Bu saptamasına tabii ki tümüyle katılıyoruz. Bu durumda bir Avrupa ülkesi gibi hareket etmek, AB'nin yapısal dönüşüm sancıları yaşadığı bir dönemde Avrupa'nın geleceğini düşünmek durumundayız. AB'de vücut bulmuş ilkelerin kendi ülkemizde de hayata geçirilmiş olmasını sağlamalıyız. Türkiye'nin gücünün sentez yaratmaktaki başarısı olduğunu, kendi değerlerine sahip çıkarken evrensel değerleri de hayata aktarabildiğini göstermeliyiz."
     Boyner, bunlar yapıldığı taktirde hem iki yüz küsur yıllık haklı ve doğru yolun sonuna selametle varılacağını hem de o yolculuğa başlandığında hayal dahi edilmeyen bir konumda gerek Avrupa'ya, gerek Ortadoğu'ya gerekse de dünyanın yeni düzenine katkıda bulunulabileceğini belirterek, "TÜSİAD olarak Türkiye'nin bunu yapabilme gücüne ve yaratıcılığına sahip olduğumuzdan hiç kuşku duymuyoruz." diye konuştu.
    
     -"Özal'ın ömrü vefa etmedi"-
    
     Turgut Özal'ın yeni kurulacak dünya düzeninde Türkiye'nin onurlu ve seçkin bir konuma sahip olmasının Avrupa'da şekillenen yeni siyasi yapılanmaya katılmaktan geçtiğini güçlü bir şekilde kavradığını dile getiren Boyner, şöyle devam etti:
     "Bu yolda attığı ilk adım, ülkemizin üzerine kara bulut gibi çökmüş insan hakları ihlallerinden kurtulmanın bir yolu olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkeme'sine bireysel müracaat hakkının önünü açmasıdır. 1980'lerin sonuna gelirken atılan bu adımları o dönemde gereksiz bulanlar, karşı çıkanlar, açık ekonomiye geçmiş bir Türkiye'de hala 1970'lerin 'onlar ortak biz Pazar' slogancılığına sığınanlar oldu. Soğuk Savaş'ın bitmesi, Almanya'nın birleşmesi, Avrupa'nın genişlemesi, Sovyetler Birliği'nin çökmesi, piyasaların küreselleşmesi ve Çin'in patlaması gibi her biri derinden sarsıcı olayların tarihsel anlamını kavramamakta ısrar edenler Türkiye'nin önünü tıkamaya çalıştı."
     Özal'ın projesinin soğuk savaşın bitmesiyle başlayan yeni döneme Türkiye'nin uyum sağlamasına yol açacak demokratikleşme adımlarını atmak olduğunu belirten Boyner, "Ömrü vefa etmedi. Türkiye onun vefatından sonra köhnemiş bir düzeni sürdürerek demokratik taleplerin önünü tıkamak isteyenlerin son hamlelerini yaptıkları bir döneme girdi. Onların değişime direnme inadı nedeniyle ülke ekonomik ve siyasal olarak ağır sarsıntılar geçirdi. Hepsinden önemlisi, Kürt sorunuyla terörizmle mücadele olgusu ayrıştırılmadığından, bu mücadele bağlamında başvurulan kanunsuzluklar ve hudutsuzluklar nedeniyle ağır bir insani bedel ödendi" değerlendirmesini yaptı.
     Devletin nasıl yeniden yapılanması gerektiğini tartışırken, vatandaşın haklarının yeniden ve özgürlükçü bir anlayışla tanımlanması üzerinde çalıştıklarını hatırlatan Boyner, 1997 sonunda AB Türkiye'ye aday statüsünü vermediği için siyasi ilişkiler kopma noktasına geldiğinde TÜSİAD yönetimlerinin arka plan temaslarda etkin şekilde çalıştığını anlattı.
     Bunları yaparken kendi alanlarında tek başlarına olduklarını dile getiren Boyner, o dönemde ortalıkta gözükmeyenlerin demokrasinin derinleşmesi konusundaki çalışmalarına burun kıvıranların şimdi demokrat kimliğe sahip çıkarak konuşmalarından da ancak memnuniyet duyacaklarını söyledi.
     Boyner, "Gümrük Birliği sürecindeki gibi, AB üyelik sürecinde de ekonominin Türkiye'nin ortak çıkarına hizmet edeceğine inandık. Gümrük Birliği imzalandıktan sonra Türkiye ekonomisinin artan rekabetçiliği, içeriye gelen yatırım miktarı, ihracatımızın dönüşen yapısı, ekonomimizin genelde yaptığı patlama haklı olduğumuzu da gösterdi. Sadece bu derneğin üyeleri değil, tüm Türkiye çabalarımızın sonucundan yararlandı" dedi.
     (Son)
    
    
    

Bu haberi 95 kişi okudu

Ziyaretçi yorumları

Lütfen bekleyiniz...
Toplam 1000 karakter

Diğer Haberler

e-Sirket.com, Nette İnternet Teknolojileri Bilişim Sistemleri San. Tic. Ltd. Şti.’nin Tescilli Markasıdır. © 2006 e-Sirket.com Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemizde yer alan yazı, resim ve haberler izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
e-Sirket.com bir nette interactive projesidir Hata bildir