TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner: -"AB, yumuşak gücündeki ve çekiciliğindeki aşınma…

  • Yazı boyutu
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner:
  -"AB, yumuşak gücündeki ve çekiciliğindeki aşınma…

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner: -"AB, yumuşak gücündeki ve çekiciliğindeki aşınma üzerine kafa yormalıdır" -"Genişlemeyi ve ortak politikalar geliştirecek eşgüdümü başaramayan, içine kapanan bir AB'nin yumuşak gücü de, bölgedeki etkisi de azalacak, dünya ekonomisinin karşısında önemini yitirebilecektir" -"Bu yüzden AB Türkiye ile ileriye dönük işbirliğini derhal güçlendirmelidir" - "Avrupa perspektifi ön plana çıktıkça bölgesinde daha etkili bir partner haline geliyor. Bu yüzden Türkiye'nin bölgesinde yükselen siyasal ve ekonomik profilinin AB çıpasından bağımsız okunması son derece isabetsiz bir bakış olacaktır"

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, Avrupa Birliği'nin (AB), yumuşak gücü ve çekiciliğindeki aşınma üzerine kafa yorması gerektiğini belirterek, "Genişlemeyi ve ortak politikalar geliştirecek eşgüdümü başaramayan, içine kapanan bir AB-nin yumuşak gücü de bölgedeki etkisi de kuşkusuz azalacak, istikrarsız bir çevrenin ve rekabetçi bir dünya ekonomisinin karşısında önemini yitirebilecektir. Bu yüzden AB Türkiye ile ileriye dönük işbirliğini derhal güçlendirmelidir" dedi.
     Paris Boğaziçi Enstitüsü'nün (Institut du Bosphore), İstanbul'da "Krizdeki Avrupa: Fransa ve Türkiye için Etkiler, Sorunlar ve Fırsatlar" ana temasıyla düzenlediği toplantıda konuşan Boyner, "Türkiye'nin hem batısı hem de güneyi zorlu bir dönemden geçiyor. Türkiye'nin ana ticaret partneri AB devlet borçları krizinden kurtulmaya uğraşırken, Birlik 21. yüzyıldaki kurumsal yeniden yapılanmasını oluşturmaya çalışıyor" dedi.
     Avro krizi ve bölgesel gerilimlerin birleşimine dikkati çeken Boyner, "Bütün bu kargaşanın ortasındaki Türkiye ise ekonomik büyüme, siyasal istikrar ve demokrasiyi bir araya getirmeye çalışıyor. AB, yumuşak gücündeki ve çekiciliğindeki aşınma üzerine kafa yormalıdır. Genişlemeyi ve ortak politikalar geliştirecek eşgüdümü başaramayan, içine kapanan bir AB'nin yumuşak gücü de bölgedeki etkisi de kuşkusuz azalacak, istikrarsız bir çevrenin ve rekabetçi bir dünya ekonomisinin karşısında önemini yitirebilecektir. Bu yüzden AB Türkiye ile ileriye dönük işbirliğini derhal güçlendirmelidir diye düşünüyoruz" ifadelerini kullandı.
     Boyner, Avro Bölgesi'ndeki borç sorununun ekonomik olduğu kadar siyasal bir nitelik de taşıdığını bildiklerini dile getirerek, "Ekonomik gelişmeler Avrupa'nın daha derine inen bir birliğe ve daha etkin bir yönetişime ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Avrupa aynı zamanda ekonomik kültür açısından da bir reforma, daha yenilikçi, daha esnek ve daha verimli bir sisteme ihtiyaç duyuyor" diye konuştu.
     Avro Bölgesi'ndeki krizin değişik faktörlerle ilişkili olduğunu belirten Boyner, "Bunlar arasında önceki genişleme döneminden kalma eşitsizlikleri dengeleme gerekliliği, sosyal refah sistemlerini tehdit edecek ölçüde demografik dinamizmden yoksunluk, emek verimliliği ve rekabet gücü açısından farklı düzeylerin bulunması gibi unsurları sayabiliriz" dedi.
     Ümit Boyner, Avro Bölgesi'nde ekonomik ve siyasi risklere karşı farkındalığın arttığının altını çizerek, "Avrupa ülkeleri bu sorunların farkında; siyasi kararlılığın güçleniyor görünmesi de nispeten iyiye işaret olarak alınabilir. Avroya güven duyulmasını sağlayacak tek etken bu siyasal kararlılıktır. Bu konuda özellikle Fransa'nın son dönemlerde gösterdiği çabaların krizden çıkış yönündeki kurumsal yeniden yapılanma sürecine ivme kazandırdığını memnuniyetle gözlemledik" şeklinde konuştu.
    
     -"Türkiye Avrupa tek pazarının bir parçasıdır"-
    
     Türkiye'nin AB müzakere sürecine de değinen Boyner, şöyle devam etti:
     "Türkiye olarak, AB'nin, giderek daha fazla önem kazanan bir Türkiye ile nasıl etkili bir birlik oluşturacağını düşünmemiz gerekiyor. Tökezleyen üyelik sürecinin yarattığı olumsuz duygularla başa çıkmanın yollarını bulmamız gerekiyor. Türkiye'nin AB üyeliği, Türk iş dünyası için hala öncelikli bir konudur. 1996'dan bu yana süren gümrük birliği ve süregiden yasal uyum süreci temelinde, Türkiye bugün esas itibariyle Avrupa tek pazarının bir parçasıdır. Ticaret, yatırım, turizm, teknoloji, sosyal programlar, imalat sanayi, hizmet sektörü ve günlük hayat standartlarımız açısından AB bir ağırlık merkezidir. AB politikaları ve düzenlemeleri Türkiye'de zaten büyük ölçüde benimsenmiş ve uygulanmakta olduğuna göre, AB'nin dışında kalmak demek uygulamakta olduğumuz politikaların karar mekanizmasının dışında kalmak demektir. AB'nin politika üretme sisteminin bir parçası olmamak Türkiye'nin çıkarlarına uygun değildir."
     Boyner, Türkiye'nin AB müzakere sürecinde tarafların karşılıklı yerine getirmesi gereken bazı koşullara sahip olduğunu belirterek, "AB'nin Türkiye'yi başarıyla içine alarak genişlemesinin iki önkoşulu bulunuyor. Türkiye'nin demokratik ve ekonomik AB kriterlerini yerine getirmesi bu önkoşulların ilkidir. Türk iş dünyası, Türkiye'nin reform gündeminin ve bu hedefe ilerleyişinin arkasındaki yönlendirici ve sürükleyici güçlerden biri olmuştur. İkinci önkoşul ise Türkiye'yi başarıyla içine alarak genişlemenin getireceği katkıyı tartmak açısından AB'nin daha akılcı bir küresel vizyonu benimsemesidir. Bu durum, Avrupa değerlerinin, küresel yumuşak gücün ve ekonomik rekabetçiliğin bir zaferi olacaktır" dedi.
    
     -"Nobel'in veriliş gerekçesi, AB politikalarına yön vermeli"-
    
     Avro krizinden çıkılabilmesi için birliğin bütünleşmesi gerektiğini vurgulayan Boyner, şunları ifade etti:
     "Krizden çıkış, bütçe ve maliye dayanışması da dahil olmak üzere, Avrupa içi bütünleşmenin derinleştirilmesi ile genişleme politikalarının optimum bir bileşimini gerektiriyor. Ulusal pazarların ve ekonomilerin bütünleştirilmesi ve başarılı bir parasal birlik pratiği, zorunlu olarak mali uyumlulaşmaya, hatta bir anayasaya dayalı siyasal birliğe doğru gidecektir. Bu açıdan, AB'nin yönlendirici gücü olarak Almanya dayanışma yönünden sorumluluğunu üstlenmeli, güney ekonomileri ise istikrar yönünden üzerlerine düşeni yapmalı, böylece AB'nin ABD ve yükselen Çin karşısında daha rekabetçi hale gelmesini ve dünya politikasındaki yumuşak gücünü korumasını sağlamalıdır."
     Türkiye'nin AB'ye tam üyelik müzakere sürecine de hız kazandırılması gerektiğinin altını çizen Boyner, "Fransa'ya gelince 2012 yılındaki seçimler sonrasında oluşan yeni yönetimin bir önceki dönemde anlamsızca ve öngörüsüzce uygulanan müzakereleri blokaj politikasından vazgeçmesinin elzem olduğunu düşünüyoruz. Bu haziran ayında AB üyesi 16 ülkenin dışişleri bakanının, Türkiye'nin AB'ye katılım sürecine yeni bir ivme kazandırılmasının her iki tarafın da çıkarına olduğuna dair umut verici ortak açıklamasına Fransa Dışişleri Bakanı'nın katılmamış olmasını ciddi bir eksiklik olarak değerlendiriyoruz" ifadelerini kullandı.
     Boyner, 2012 yılı Nobel Barış Ödülü'nün AB'ye verilmiş olmasının yüzyıllar boyunca çıkar çatışmaları yüzünden savaşlarla harap olmuş bir kıtayı bir barış adası haline getiren ileri görüşlü perspektiften kaynaklandığını dile getiren Boyner, "Ayrıca ülke ve bölgeler arasında yaratılan sosyal uyum ve uzlaşının da etkisi göz ardı edilemez. Nobel'in AB'ye veriliş gerekçesi, Birliğin önümüzdeki dönemki politikalarına yön verici olmalıdır" dedi.
    
     -"Türkiye'nin yükselen profilinin AB çıpasından bağımsız okunması isabetsiz olacak"-
    
     Türkiye'nin bölgesindeki ülkelerle ilişkilerinin güçlenmesinin AB'ye de katkısı olacağını belirten Boyner, "Türkiye, Avrasya ülkeleriyle ekonomik bağlarını güçlendirdiği ölçüde, AB ile ilişkilerinde daha kuvvetli bir hale geliyor. Avrupa perspektifi ön plana çıktıkça bölgesinde daha etkili bir partner haline geliyor. Bu yüzden Türkiye'nin bölgesinde yükselen siyasal ve ekonomik profilinin AB çıpasından bağımsız okunması son derece isabetsiz bir bakış olacaktır" dedi.
     Ümit Boyner şunları ifade etti:
     "Türkiye'nin dünya sahnesinde ön saflarda bir oyuncu olması ve AB'ye üyelik sürecinin sağlam temeller üzerinde ilerleyebilmesine destek olmak için siyasi, ekonomik, jeostratejik çıkarları Türkiye ile birbirine böylesine yakın olan ve Avrupa Birliği'nde ağırlıklı söz sahibi olan Fransa ile gelecek vizyonlarımızı yakınlaştırmak toplumlar arasında güven ve anlayışı geliştirmek Institut du Bosphore'un başlıca öncelikleri arasındadır. Zaman içinde Türkiye'nin Avrupa'nın sadece 'yanı başında' değil 'içindeki' konumu öncelikle entelektüel düzeyde olmak üzere Fransız ve tüm Avrupalı kamuoylarının yadırgamayacağı bir biçimde zihinlerimizin bir parçası olacaktır."
    
    
    

Bu haberi 85 kişi okudu

Ziyaretçi yorumları

Lütfen bekleyiniz...
Toplam 1000 karakter

Diğer Haberler

e-Sirket.com, Nette İnternet Teknolojileri Bilişim Sistemleri San. Tic. Ltd. Şti.’nin Tescilli Markasıdır. © 2006 e-Sirket.com Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemizde yer alan yazı, resim ve haberler izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
e-Sirket.com bir nette interactive projesidir Hata bildir