TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz: -"Böylesi belirsiz ve değişken bir ortamda bizim…

  • Yazı boyutu
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz:
  -"Böylesi belirsiz ve değişken bir ortamda bizim…

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz: -"Böylesi belirsiz ve değişken bir ortamda bizim gibi gelişmekte olan ekonomilerin, temkinli makro politikalara ve krizlere karşı temel alanlarda güçlü tamponlar tesis etmeye ihtiyaçları var" -"Bu temel alanların başında, kamu maliyesi, para politikası ve sosyal politikalar geliyor" -"2013 yılında tahminimiz Türkiye ekonomisinin yüzde 4,3 oranında büyüme ortaya koyacağına işaret etmekte, küresel olumlu senaryomuzda ise Türkiye 2013 yılında yüzde 6,1 büyüyebilir"

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz, Dünya Bankası'nın "Küresel Ekonomik Beklentiler (GEP)" başlıklı raporuna ilişkin, "Böylesi belirsiz ve değişken bir ortamda Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerin, temkinli makro politikalara ve krizlere karşı temel alanlarda güçlü tamponlar tesis etmeye ihtiyaçları var" dedi.
     Koç Üniversitesi-TÜSİAD Ekonomik Araştırma Forumu ve Dünya Bankası'nın "Küresel Ekonomik Beklentiler: Orta Vadede Büyümeyi Sağlamak" başlıklı konferansı, Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Martin Raiser, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz ve Koç Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Barış Tan'ın ev sahipliğinde başladı.
     Yılmaz, rezerv para menşei merkez bankalarının parasal müdahaleleriyle idare ettirilmeye çalışılan dünya ekonomisinin, şu an için, kısa süreliğine gelişmekte olan ekonomilere fırsatlar sunduğunu, 2011 yılının başlarında olduğu gibi, küresel likiditenin getirdiği hızlı ve hacimli sermaye girişlerinin, gelişmekte olan ekonomilerin kapasitelerini aşabildiğine ve bu ekonomilerde aşırı ısınma, varlık fiyatı balonları ve cari açık gibi sorunları beraberinde getirdiğine de dikkati çekti.
     "Hans Timmer'in hoşgörüsüne sığınarak, raporun önemli bulgularından birini burada vurgulamak istiyorum; böylesi belirsiz ve değişken bir ortamda bizim gibi gelişmekte olan ekonomilerin, temkinli makro politikalara ve krizlere karşı temel alanlarda güçlü tamponlar tesis etmeye ihtiyaçları var" diyen Yılmaz, güçlü tamponlar tesis edilmesine ihtiyaç olan bu temel alanların başında, kamu maliyesi, para politikası ve sosyal politikaların geldiğini, kriz sürecinde bu alanlarda harcanan cephanenin yeniden biriktirilmesi ve olası küresel risklere karşı dikkatle harcanması gerektiğini vurguladı.
     ABD ve Avro Bölgesi'nde artan çözüm umutlarının karamsarlığa dönmeyeceği varsayıldığında, tahminlerinin Türkiye ekonomisinin 2013 yılında yüzde 4,3 oranında büyüme ortaya koyabileceği olduğunu ifade eden Yılmaz, TÜSİAD'ın alternatif senaryosu olan olumlu senaryonun ise Dünya Bankası 2013 öngörüsünden oldukça yüksek bir büyüme oranına işaret ettiğini söyledi.
     Yılmaz, "Olumlu senaryoda varsaydığımız gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerdeki büyüme oranları ve dünya ticareti gelişme hızı, Dünya Bankası çalışmasında ancak 2014 yılında yakalanabiliyor. Bu itibarla, TÜSİAD'ın olumlu senaryosu, 2013 yılında dünya ekonomisi için, Dünya Bankası temel tahminlerine göre daha iyimser varsayımlar içermektedir. Bu olumlu senaryo çerçevesinde, Türkiye ekonomisinin 2013 yılında yüzde 6,1'lik bir büyüme kaydetmesini bekliyoruz" dedi.
    
     -"Türkiye ekonomisi konusunda oldukça olumluyuz"-
    
     Türkiye ekonomisi için oldukça olumlu olduklarını, dünya ekonomisi için de benzer olumlu bir görünüm için umutlarını koruduklarını anlatan Yılmaz, bu umutların gerçeğe dönmesinin küresel düzeyde önemli politika adımları gerektirdiğine, para ve maliye politikalarının etkisiz kaldığı bugünlerde artık süratle küresel ticaretin serbestleşmesine yönelik dış ticaret politikalarına eğilmeye ihtiyaç olduğuna vurgu yaptı.
     Dünya ticaretinin, çok taraflı adil ve liberal bir yapıya kavuşturulmasının ve terörün finansmanı ve suç ekonomisi dışındaki tüm müdahalelerin olabildiğince ortadan kaldırılmasının, dünya genelinde kabul gören temel bir çözüm aracı olduğunu ifade eden Yılmaz, DTÖ'nün çaba sarf ettiği çok taraflı ticaret müzakerelerinin büyük önem taşıdığını belirterek, süreci sadece izlemekle yetinmeyip, sürece katkı sağlamaya, konuyu B20, Business Europe gibi platformlarda gündemde tutmaya gayret ettiklerini kaydetti.
     Türkiye'nin ekonomi platformlarında küresel sorunların ağırlıkta olduğuna, bunda küreselleşmenin ulaştığı boyut itibarıyla ülke ekonomilerinin birbirlerine ve dünya ekonomisine artan hassasiyeti kadar, Türkiye ekonomisinin son on yıllık dönemdeki sağlıklı dönüşümünün de büyük rol oynadığını dile getiren Yılmaz, özellikle son 10 yılda yaşanan sağlıklı dönüşümün, 2012 yılında iyice öne çıkması nedeniyle, TÜSİAD olarak 2013 yılına ilişkin senaryo ve tahmin çalışmalarında Türkiye ekonomisine münhasır bir olumsuz senaryo geliştirme ihtiyacı hissetmediklerini belirtti.
     Yılmaz, "Bu nedenle de çalışmalarımızın esas belirleyici eksenini dünya ekonomisine ilişkin varsayımlar ve beklentiler oluşturdu. Bu anlamda, Dünya Bankası'nın Küresel Ekonomik Beklentiler Raporu'da dünya ekonomisinde hepimizin dikkatle takip ettiği temel sorun alanları mevcut. Tüm dünya ile birlikte, merak ve endişe içinde izlediğimiz konuların başında Avrupa Birliği'nde bir türlü kalıcı bir çözüme kavuşturulamayan borç krizi sorunu geliyor. Konunun artık ekonomik boyutları çoktan aşıp, siyasi ve idari kapasiteye ilişkin bir hal aldığı aşikar" diye konuştu.
    
     -"Avro'nun dağılma tehlikesi Avro Bölgesi sorununa indirgendi"-
    
     Avro'nun dağılması tehlikesinin, genelde bir avro bölgesi sorununa indirgendiğini dile getiren Yılmaz, aslında sorunun Avro Bölgesi dışında kalan ülkeler de dahil olmak üzere, tüm kurumlarıyla doğrudan Avrupa Birliği'nin bir sorunu olduğunu kaydetti.
     Yılmaz, ekonomik birliğin, ticaret, sermaye ve işgücü dolaşımının, parasal entegrasyon gibi temel konularında sağlanan başarıların, henüz kamu maliyesi, bankacılık ve en nihayetinde siyasi birlik açısından yeterince tesis edilememesinin sorunun özünü oluşturduğu değerlendirmesinde bulunarak, şunları anlattı:
     "Diğer taraftan, Amerika Birleşik Devletleri açısından da benzer bir durum söz konusu. Her ne kadar federal bir siyasi yapı, bankacılık birliği, kamu maliyesi birliği gibi ihtiyaçları büyük ölçüde ortadan kaldırıyor olsa da, dünyanın bu bölgesinde de konu siyasete indirgenmiş durumda.
     Esasen, başta ekonomik gibi görünen sorunların da özünde hep siyaset var. Ancak deniz çekilip karar alma süreçlerinin aksaklıkları ortaya çıkıncaya kadar, açık bir şekilde sorun teşhis edilemiyor.
     Bugün itibarıyla, ekonomik alanlardaki sorunları çözmek üzere, özel kesim bilanço problemlerini, kamu ve merkez bankaları bilançolarına aktarma sürecinde, önce kamu bilançoları çöktü."
    
     -"Dış sorunların ağırlığı, yerel ekonomileri olumsuz etkiledi"-
    
     Muharrem Yılmaz, uzun süredir, gelişmiş ülke merkez bankalarının çözüm tedbirlerinin etkinliği konusunda dünyada şüphelerin arttığına atıfta bulunarak şu yorumlarda bulundu:
     "Dolayısıyla, sorun bir güven ve itibar boyutunda ağırlığını koruyarak devam etmekte. Zaten, Avrupa Merkez Bankası'nın (AMB) tüm parasal müdahalelerine karşılık azaltılamayan piyasa stresinin, AMB Başkanı Mario Draghi'nin, Avro Bölgesi'nin çöküşünü önlemek için ne gerekirse yapılacağını söylemesinin ardından hızla azalması bu tespitin temel bir kanıtı.
     Diğer yandan, piyasalar Amerika Birleşik Devletleri'ndeki 'mali uçurum' riskine daha az duyarlı gözükmekle beraber, risk algısı açısından benzer bir bozulma Aralık 2012 sonunda uçuruma birkaç gün kala yaşandı.
     Ancak, 31 Aralık gibi olağanüstü bir tarihte sağlanan uzlaşma, otomatik vergi artışları ve harcama kesintilerinin, 3 Ocak 2013'te kontrol altına alınmasını sağladı. Birkaç günlük aralık içerisinde ABD teknik olarak, 'vergi kıyameti' veya 'mali uçurum' denilen sorunun içine düştü, fakat alınan kararların geriye yürürlüğü pratik ve geçici bir çözüm sağladı."
     Tüm bu heyecanlı süreçte, Türkiye gibi küresel büyümenin yükünü omuzlayan gelişmekte olan ekonomilerde, dış sorunların ağırlığının yerel ekonomilerin performansını olumsuz etkilediğine de vurgu yapan Yılmaz, "Gelişmekte olan ekonomiler büyüme performanslarını kaybederken, dünya ticareti duraklama, varlık fiyatları da gerileme sürecine girdi. Belki emtia ve enerji fiyatlarındaki duraklama gelişmekte olan ekonomilere kısa bir süre rekabet gücü sağladı ama elbette bunun uzun vadede geçerliliğini koruması mümkün değildir. Bugün itibarıyla baktığımızda, dünyanın iki önemli bölgesinde siyasi kararların 2013 yılına bırakıldığını görüyoruz. Bu iki temel oluşumun nasıl evrileceği Türkiye dahil birçok gelişmekte olan ekonominin performansını temelden etkileyecek" değerlendirmesinde bulundu.
    
    
    

Bu haberi 166 kişi okudu

Ziyaretçi yorumları

Lütfen bekleyiniz...
Toplam 1000 karakter

Diğer Haberler

e-Sirket.com, Nette İnternet Teknolojileri Bilişim Sistemleri San. Tic. Ltd. Şti.’nin Tescilli Markasıdır. © 2006 e-Sirket.com Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemizde yer alan yazı, resim ve haberler izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
e-Sirket.com bir nette interactive projesidir Hata bildir