TÜRKONFED 16. Girişim ve İş Dünyası Zirvesi -TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Boyner: -"Henüz orta…

  • Yazı boyutu
TÜRKONFED 16. Girişim ve İş Dünyası Zirvesi
  -TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Boyner:
  -"Henüz orta…

TÜRKONFED 16. Girişim ve İş Dünyası Zirvesi -TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Boyner: -"Henüz orta gelir tuzağının aşılabildiği eşik değerden oldukça uzaktayız. Dolayısıyla, hızlı bir biçimde, 2005 yılı sabit fiyatlarıyla satın alma gücü paritesi cinsinden ifade edilen kişi başı milli gelirimizi yüzde 50'nin üzerinde artıramazsak, orta gelir tuzağına yakalanmış olacağız gibi gözüküyor" -"Bize göre, orta gelir tuzağından çıkışın en önemli aracı ekonomik istikrardır"

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, Türkiye'nin henüz orta gelir tuzağının aşılabildiği eşik değerden oldukça uzakta olduğunu belirterek, "Dolayısıyla, hızlı bir biçimde, 2005 yılı sabit fiyatlarıyla satın alma gücü paritesi cinsinden ifade edilen kişi başı milli gelirimizi yüzde 50'nin üzerinde artıramazsak, orta gelir tuzağına yakalanmış olacağız gibi gözüküyor" dedi.
     Boyner, Sheraton Otel'de düzenlenen "TÜRKONFED 16. Girişim ve İş Dünyası Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, toplantının, TÜSİAD Başkanı olarak son defa katıldığı zirve olduğunu ifade etti. Toplantıda sunumu yapılacak Orta Gelir Tuzağı Raporu'nun, bölgesel ve sektörel düzeyde iş dünyası temsil örgütlerinin bir araya gelerek örgütlenmelerinin ne kadar doğru bir proje olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu kaydeden Boyner, son yıllarda TÜSİAD olarak çalışmalarının ana temasını verimlilik esaslı sürdürülebilir büyüme oluşturduğunu vurguladı. Boyner, bu açıdan orta gelir tuzağı kavramının, bu tema içinde tartışılması gereken bir konu olduğunu düşündüklerini söyledi.
     İktisat literatürüne göre "orta gelir tuzağı"nın, bir yandan sıradan ürünlerde düşük gelir-düşük ücret yapısındaki ülkelerle, diğer yandan da teknoloji yoğun ürün ve hizmetlerde yüksek becerilere sahip sıra dışı ürün üreten ülkelerle rekabet etmeye çabalarken, uzun dönemler boyunca bu konuma takılıp kalmak olarak tanımlanabildiğini belirten Boyner, literatürün orta gelir tuzağının değerlendirilmesine dair bazı niceliksel kriterleri de bulunduğunu ifade etti.
     Bunlardan herkes tarafından en iyi bilinenin, kişi başına gayri safi yurtiçi hasıla rakamı olduğunu kaydeden Boyner, şöyle konuştu:
     "Bu ölçüte göre, son yıllarda TÜİK verileri bize ülkemizin hızlı bir gelişme gösterdiğini ifade ediyor. Özellikle, 2001 krizi sonrası dönemde, 2002 yılında 3,492 dolar olan kişi başına gayri safi yurtiçi hasıla rakamı, 10 sene içerisinde 3 katı artarak, 2011 yılında 10 bin 469 dolara yükseldi. Bu rakam, 2005 yılı sabit fiyatlarıyla satın alma gücü paritesi olarak hesaplandığında, 10 bin doların biraz üzerinde bir değere denk geliyor. Bu açıdan baktığımızda son 10 yılda oldukça güçlü bir ekonomik performans gösterdiğimiz aşikar, ama sanırım biraz önce bahsettiğim niceliksel ölçütlere göre henüz orta gelir tuzağının aşılabildiği eşik değerden oldukça uzaktayız. Dolayısıyla, hızlı bir biçimde, 2005 yılı sabit fiyatlarıyla satın alma gücü paritesi cinsinden ifade edilen kişi başı milli gelirimizi yüzde 50'nin üzerinde artıramazsak, orta gelir tuzağına yakalanmış olacağız gibi gözüküyor.
     Elbette, 2000'li yıllar öncesinde kişi başına nominal dolar cinsinden gelirin 5 bin dolar düzeyine bile çıkamadığına dikkat edersek, bugün orta gelir tuzağı riskiyle karşılaşacak hale gelmemiz de önemli bir başarı."
     Boyner, 2007 sonrasında, yavaşlamaya başlayan dünya ekonomisinin, kamu maliyesinde zayıflama, mikro reform iştahında azalma, küresel finansal istikrar sorunlarına bağlı olarak dış fon girişinde yavaşlama ve nihayetinde büyüme döngüsünün yapısının, büyümenin finansmanı ile ilgili sorunları gündeme getirdiğini anlatarak, 2007 yılından itibaren somutlaşan büyümenin finansmanı probleminin aslında bugünlere kadar süren bir sorun alanı olarak önlerinde durduğunu söyledi.
     Bu temel dönemlere, milli gelir büyümesi anlamında bakıldığında, en istikrarlı büyüme döneminin 2002-2006 yılları arasında yakalandığı ifade eden Boyner, şöyle devam etti:
     "Aslında 2008-2009 yıllarında küresel krizin etkilerine maruz kalmasaydık büyük ihtimalle, son 10 yıllık dönemde yüzde 7'lere kolayca yaklaşan bir performans yakalamış olacaktık. Eğer son 50 yılda yine ortalama yüzde 5 büyüme sağlayıp, bunu ortalamadan sapmaları asgaride tutarak, daha istikrarlı bir büyüme yapısında gerçekleştirebilseydik, ulaştığımız ekonomik büyüklük bugünkü ile aynı kalmakla beraber, ekonominin uzun dönem potansiyeli çok daha güçlü olabilirdi. Çok daha az yapısal sorunla mücadele etmek zorunda kalırdık ve çok daha büyük sermaye ve tasarruf birikimleri sağlamış olurduk."
     Boyner, bu açıdan, TÜSİAD'a göre, orta gelir tuzağından çıkışın en önemli aracının ekonomik istikrar olduğunu söyledi.
    
     -Büyüme hedefinden uzaklaşma-
    
     Türkiye'nin, Orta Vadeli Program'da yüzde 3,2 olan 2012 yılı büyüme hedefini tutturmaktan uzaklaşır durumda olmasının en büyük nedeninin, küresel kriz ortamının yanı sıra, sürdürülebilirliğini gözden kaçırdığı ekonomik döngüleri yönetmekte zorlanması olduğuna vurgu yapan Boyner, şunları kaydetti:
     "Elbette, makro istikrar orta gelir tuzağından kaçış için gerekli bir koşul. Ama yeterli değil. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından ortaya konulan insani gelişmişlik endeksi sonuçları, bu tespitin en güçlü kanıtı durumundadır.
     Ülkemizin orta gelir tuzağını aşmasını sağlayacak en önemli üretim faktörü, giderek insan gücü sermayesinin, yenilikçiliğin ve Ar-Ge'nin öneminin hızla arttığı küresel bir dünyada, elbette böyle bir tablo içerisinde gelişmeye devam edemez. Kısa vadede, istikrara odaklanırken, orta ve uzun vadede, gelecek yıllarda küresel rekabetin en önemli belirleyicisi olacak olan nitelikli insan gücüne ve bu hedefe yönelik politikalara en yüksek önceliği vermek zorundayız. Şüphe yok ki, orta vadede de yapılacak başka önemli ev ödevlerimiz de var. Bunların başında, dış tasarruflara olan ihtiyacımızı sürdürülebilir bir yapıya dönüştürme süreci gelmekte. 2023 vizyonuna uygun bir program öngörürsek, rakamsal bir analiz sonucu önümüze şu hedefler çıkıyor:
     Büyümeyi, ekonomik ve sosyal anlamda en az sıkıntı yaratacak düzeyde kısıtlarken, gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 23-24'ünün altına düşmeyen oranlarda yatırım yapmalıyız. Ancak, bu oranın sağlanması için en fazla yüzde 5 mertebesinde bir cari açık/GSYH oranına tekabül edecek şekilde, yurtiçi tasarrufların GSYH'ye oranını yüzde 18-19'lar düzeyine çıkarmalıyız. Bu ise, tasarrufların orta vadede 5-6 puan artması demek.
     Ayrıca, yine orta vadede, yurtiçinde yaratacağımız katma değeri artırmak için gereken mikro reform gayretimizi en üst düzeyde tutmaya ihtiyacımız var."
    
     -"Hukuki istikrar olmadan ekonomik istikrarı sağlayamayız"-
    
     Sanayi Stratejisi kapsamındaki yatırım ve iş yapma ortamını iyileştirecek eylem planlarının hızla uygulamaya konulması gerektiğini vurgulayan Boyner, diğer yandan belgede yer alan şebeke endüstrileri ve altyapı sektörleri dahil olmak üzere ekonominin tüm sektörlerinde tam rekabetçi piyasa koşullarının tesis edilmesinin sağlanması gerektiğini söyledi.
     Ayrıca, kapsamlı ve bütüncül bir vergi sistemi reformu, rekabetçi piyasa ekonomisinin hukuki istikrarına büyük katkı sağlayacağının altını çizen Boyner, aynı kapsam içerisinde, kayıtdışı ekonomiyle, sistematik bir yaklaşımla mücadele etmenin de çok önemli olduğunu bildirdi. Boyner, "Hukuki istikrar olmadan ekonomik istikrarı sağlayamayız" dedi.
     Türkiye ekonomisinin ve sanayisinin gelişimi, uyum gücü ve istikrarı açısından büyük önem taşıyan işgücü piyasası reformlarının, kısa sürede hızlı mesafe kat edilmesi gereken temel başka bir alan olduğunu anlatan Boyner, enerjide verimliliği arttırmak ve riskleri azaltmak amacıyla kaynak çeşitlendirmesinin, aynı zamanda yeşil büyümeye odaklanılmasının Türkiye sanayinin orta ve uzun vade ihtiyaçları için hayati değer taşıdığını kaydetti.
     AB'nin, bir ekonomik yakınsama ve dönüştürme aracı olarak orta gelir tuzağını aşmak açısından, taşıdığı potansiyelin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade eden Boyner, adaylık ve nihayetinde üyelik sürecinin, Türkiye'ye ekonomik, sosyal, politik ve demokratik anlamda hızlı bir dönüşüm ve yakınsama potansiyeli sağlama anlamında halen önemli bir fırsat niteliğini korumaya devam ettiğini belirtti.
    
    
    

Bu haberi 98 kişi okudu

Ziyaretçi yorumları

Lütfen bekleyiniz...
Toplam 1000 karakter

Diğer Haberler

e-Sirket.com, Nette İnternet Teknolojileri Bilişim Sistemleri San. Tic. Ltd. Şti.’nin Tescilli Markasıdır. © 2006 e-Sirket.com Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemizde yer alan yazı, resim ve haberler izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
e-Sirket.com bir nette interactive projesidir Hata bildir