Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı: -"Önümüzdeki yıllarda Türkiye…

  • Yazı boyutu
Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı:
     -"Önümüzdeki yıllarda Türkiye…

Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı: -"Önümüzdeki yıllarda Türkiye ekonomisinin iki temel makroekonomik hedefi 'yüzde 6'ya yakın bir büyüme' ve 'yüzde 6'nın altında bir cari açık' olmalıdır. Buna 'İki Altı' formülü de diyebiliriz" -"Türkiye, 50 yıldır tüm kişi, kurum ve kuruluşlarıyla çok önemli yatırım yaptığı Avrupa sürecinin mutlaka karşılığını almaya çalışmalıdır"

Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, gelecek yıllarda, Türkiye ekonomisinin iki temel makroekonomik hedefinin "yüzde 6'ya yakın bir büyüme" ve "yüzde 6'nın altında bir cari açık" olması gerektiğini belirtti.
     Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, Sabancı Topluluğu çalışanlarına yönelik olarak yeni yıl mesajı yayımladı. Sabancı, mesajında 2012 yılını değerlendirirken, 2013 yılına ilişkin olarak beklentilerini dile getirdi.
     Sabancı, dünya ekonomisinin 2013 yılına ülkeler ve bölgeler arası etkileşimin arttığı, ekonomilerde dalgalanmaların giderek birbirine daha bağımlı olduğu bir ortam içinde girdiğini belirterek, "Bir ara Çin, Hindistan, Brezilya gibi 'gelişmekte olan ülkelerin' artık Amerika, Avrupa ve Japonya'daki koşullardan fazla etkilenmeyip, büyümelerini gelişmiş 'eski' ülkelerden bağımsız olarak, aynı hızla devam ettirebileceklerini düşünenler olmuştu. Ancak geçirdiğimiz yıl bize dünya ekonomisinin, birbirine çok bağlı ulusal ve bölge ekonomilerinden oluştuğunu gösterdi" dedi.
     Gelişmekte olan ülkelerin uzun dönemde, demografik yapılarının ve teknolojiyi hızla adapte edebilmelerinin verdiği avantajla, gelişmiş ülkelere kıyasla daha hızlı büyümeye devam edeceklerine dikkati çeken Sabancı, şunları kaydetti:
     "Ancak geçtiğimiz yıl gördük ki önemli bir bölge yavaşladığında, bu dış ticaret ve finans piyasaları kanalıyla yayılıyor ve küresel bir yavaşlamaya dönüşüyor. 2012 yılında Avrupa'da yavaşlama, kriz boyutuna vardı. Japonya'da artık kronik hale gelmiş durağanlık devam etti. ABD'nin ekonomik performansı nispeten daha canlı, ama gene de kırılgan bir hal aldı. İşte böyle bir ortamda, gelişmiş ülkelerin performansı gelişmekte olan, yükselen ülkeleri de direkt etkiledi. Geride bıraktığımız yılda çok hızlı büyüyen Çin'de büyüme 2 puan, Hindistan'daysa 3 puana yakın düştü. Brezilya'da büyüme 2012 yılında adeta durdu."
     Dış etkenlerden dolayı, Türkiye'nin ekonomik büyümesinin 2012 yılında, 2010 ve 2011 yıllarındaki olağanüstü performansına kıyasla ciddi biçimde yavaşladığını ifade eden Sabancı, "Büyüme yüzde 3 civarında gerçekleşti. Fakat her şeye rağmen, dünyadaki ve özellikle Avrupa'daki, olağanüstü ve belirsizliklerle dolu koşullar göz önünde tutulduğunda, bu rakam bile ekonomimiz için başarı sayılmalıdır" dedi.
     Sabancı, ekonomideki bu yavaşlamayı bir taraftan dış koşulların, diğer taraftan da temkinli ekonomik politikaların tetiklediğini vurgulayarak, şu değerlendirmelerde bulundu:
     "Ekonomi yönetimimizin etkin çalışmaları ve öngörüleri sonucu, gerçekten de ülkemizde makroekonomik istikrar korunmuş, cari açık endişeleri azalmış, Türkiye'nin kredi notu artmış ve enflasyon yavaşlamıştır. Ekonomi yönetiminin açıkladığı Orta Vadeli Mali Planı özünde olumlu bulurken ülke olarak, yüzde 4-5 büyüme ile yetinmemeliyiz. Her ne kadar 2013 büyüme beklentimiz yüzde 4 ise de Türkiye'nin orta ve uzun vadede mutlaka en az yüzde 6 civarında bir büyümeye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki yıllarda, Türkiye ekonomisinin iki temel makroekonomik hedefi 'yüzde 6'ya yakın bir büyüme' ve 'yüzde 6'nın altında bir cari açık' olmalıdır. Buna 'İki Altı' formülü de diyebiliriz.
     Bunu orta ve uzun vadede gerçekleştirebilirsek, kalkınma, istikrar ve istihdam hedeflerimize hep bir arada ulaşabiliriz. Bunun için de Türkiye Sanayi Stratejisi Belgesi ve Eylem Planı ile ortaya konan; bilim ve teknolojiye verilen önem ve üniversite-sanayi işbirliğiyle yaratılmaya çalışılan ekosistemin çok faydalı olacağını düşünüyoruz. Bu sayede, katma değeri yüksek, verimlilik ve sürdürülebilirlik odaklı, inovasyon kültürünü içselleştirmiş, hem büyüme hem de cari açık için kalıcı bir çözüm olacak bir Türkiye Sanayisi yaratılabileceğine inanıyoruz."
    
     -Avrupa Birliği süreci...-
    
     Türk özel sektörünün, finansman gücünü artırırken, hem uzun vadeli sermaye getirmesi, hem de inovasyon ve teknoloji kültürünü geliştirecek ortaklıklar kurması gerektirdiğini vurgulayan Sabancı, "Bugünlerde dünyada, düşük faiz ve düşük enflasyonun da gösterdiği gibi, ciddi bir kaynak sıkıntısı bulunmamaktadır. Ancak yararlı olan dış kaynak, uzun vadeli, ileri teknolojiyle birlikte gelen yatırım sermayesidir" dedi.
     Sabancı, 2013 yılının ikinci yarısına doğru Avrupa'nın krizi geçici olarak değil, temelli atlatması, hem güney ülkelerinde büyümeye dönük çok ciddi yapısal reformların gerçekleştirilebilmesine, hem de Avro bölgesi çapında yeni bir kurumsal yapılanmanın başarılmasına bağlı olduğunu ifade etti.
     Kanaat önderlerinin, Avrupa'da yeni oluşacak bu kurumsal ve politik yapının sağlanması durumunda, "tek tip" bir Avrupa Birliği'nin yerine, ortaya "çok seviyeli" bir model çıkacağını konuştuklarını belirten Sabancı, şunları aktardı:
     "Türkiye, kendi istek, arzu ve ihtiyaçlarımıza uygun bu yeni ve tam üyeliği içeren; fakat Avro Bölgesi'nin yöneldiği ölçüdeki egemenlik paylaşımının dışında kalan, İngiltere'ye veya belki İsveç'e benzeyen bir üyelikle, yeniden yapılandırılmış AB'ye daha uygun ve kolay biçimde girmeyi tartışmalıdır. Geçenlerde, Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westervelle'nin açıklaması çok çarpıcıydı: 'Yakın gelecekte, bizim Türkiye'ye olan ilgimiz, Türkiye'nin bize olan ilgisinden fazla olabilir'. Bu da bize 2013'te AB konusunda yeni bir dönemin başlayabileceğini gösteriyor. Türkiye bu fırsatı iyi değerlendirmeli, 50 yıldır tüm kişi, kurum ve kuruluşlarıyla çok önemli yatırım yaptığı Avrupa sürecinin mutlaka karşılığını almaya çalışmalıdır. Türkiye'nin AB'ye tam üyelik süreci için çok önemli bir konu da, yeni anayasa konusudur. Bu ihtiyaç aslında AB'den bağımsız bir gereksinimdir: Türkiye'nin yeni, sivil ve özgürlükçü bir anayasaya ihtiyacı vardır.
     2012 yılında Suriye'deki, artık iç savaşa dönüşen kargaşa, bütün civar ülkelerde belirsizliği ve gerilimi artırmış, kaygı verici bir hal almıştır. Türkiye, uluslararası kuruluşların üyesi olarak her zaman çevremizde istikrar ve barış için elinden geleni yapmaktadır. 2013'ün, başta Suriye olmak üzere, tüm çevre ülkelerde, barış ve demokrasinin tesis edildiği bir yıl olmasını umuyoruz."
    
    
    

Bu haberi 96 kişi okudu

Ziyaretçi yorumları

Lütfen bekleyiniz...
Toplam 1000 karakter

Diğer Haberler

e-Sirket.com, Nette İnternet Teknolojileri Bilişim Sistemleri San. Tic. Ltd. Şti.’nin Tescilli Markasıdır. © 2006 e-Sirket.com Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemizde yer alan yazı, resim ve haberler izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
e-Sirket.com bir nette interactive projesidir Hata bildir