İstanbul Küresel Forumu -TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner: "Ne kadar uzun süreceğini…

  • Yazı boyutu
İstanbul Küresel Forumu
  -TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner:
  "Ne kadar uzun süreceğini…

İstanbul Küresel Forumu -TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner: "Ne kadar uzun süreceğini bilmesek de, dünya bugünkü ekonomik krizi bir şekilde aşacaktır" -"Şekillenecek yeni ekonominin eşitlik, adalet ve güven unsurlarını mutlaka verimlilik, üretkenlik ve karlılık unsurlarının yanına eşdeğer şekilde yerleştirmesi gerekecektir"

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, ne kadar uzun süreceği bilinmese de dünyanın bugünkü ekonomik krizi bir şekilde aşacağını belirterek, "Şekillenecek yeni ekonominin eşitlik, adalet ve güven unsurlarını mutlaka verimlilik, üretkenlik ve karlılık unsurlarının yanına eşdeğer şekilde yerleştirmesi gerekecektir" dedi.
     Boyner, Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü ile Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı tarafından İstanbul Kongre Merkezi'nde düzenlenen "İstanbul Küresel Forumu"ndaki "Adalet ve Ekonomi" başlıklı oturumda yaptığı konuşmada, Profesör Dani Rodrik'in meşhur trilemmasına göre, küreselleşme, egemenlik ve demokrasinin bir arada götürülmesinin mümkün olmadığını söyledi.
     Yalnızca hükümetler düzeyinde değil, toplumlar düzeyinde de küreselleşmenin, egemenliğin önüne geçmesine yönelik bir direniş olduğunu vurgulayan Boyner, AB'yi ulus ötesi ya da post-mode bir kimliğe sahip olduğu için öne çıkardığını aktardı. Kendi varlığı güçlü bir entegrasyon modelinin sürmesine bağlı olan ve bu süreçten çok karlı çıkmış bir örgütlenmeden bahsedildiğini vurgulayan Boyner, sözlerini şöyle sürdürdü:
     "AB'de bile böylesine bir direnişle karşılaşıyorsak, dünya ölçeğinde egemen devletlerin küresel ekonomiyi, onun da ötesinde yerkürenin çevre sorununu ve benzeri küresel sorunları işbirliğiyle aşmaları ihtimali hayli düşük. Kanımca bu direnişin özünü iyi anlamamız gerekiyor. Küresel ekonominin iyi işlemesi için neler yapılması gerektiğini akademik çalışmalarla, ya da iş dünyasında küresel alanda çalışan bir şirketsek kendi pratiğimizde görebiliriz. Bunları savunabiliriz de. Ancak yapılması gerektiğine inandıklarımızı istemeyenleri de 'onlar da bir şeyden anlamıyorlar' diyerek dışlayamayız. Bırakın vatandaşlık haklarının güçlü olduğu, hesap vermenin sistemin en önemli unsurunu teşkil ettiği demokratik ülkeleri, otoriter ülkelerde bile artık işinizi küçümsemeyle, vatandaş sıfatını taşıyanların talep ve şikayetlerini göz ardı ederek götürmeniz mümkün değil.
     O halde küresel refahı artırdığını, özellikle son yirmi yılda gözlemlediğimiz, dünyada pek çok ülkede yoksulluğun azalmasına yol açan, orta sınıf patlamasının gerçekleşmesine neden olan küreselleşme karşısındaki direnişin kaynağını anlamak zorundayız. Kendimce başka sosyal ve siyasal nedenleri bir kenara koyarak meseleyi adalet kavramı çerçevesinde ele almamız gerektiğini düşünüyorum. Bu, diğer boyutların önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Yalnızca adalet duygusunun bir toplumda güçlü olmasının, sistemin adil işlediğine, bölüşümün hakça yapıldığına inanılmasının hem ekonomik sistemin meşruiyeti hem de bizatihi büyümenin sağlığı açısından öneminin altını çizmek istiyorum. Bu bağlamda da er ya da geç, şu ya da bu şekilde aşılacak olan ancak bugün milyonlarca insana büyük sıkıntılar yaşatan ekonomik krizin bir etik ve meşruiyet krizi olduğunu vurgulamam gerekir."
    
     -"Adalet duygusunun en önemli bileşkeni eşitlik"-
    
     Adalet duygusunun en önemli bileşkeninin eşitlik olduğunu ve bu ortamda üzerinde dikkatle durulması gerektiğini aktaran Boyner,eşitsizliğin arttığı ülkelerde büyümenin toparlanmasının giderek artan sayıda çalışmayla ortaya konulduğunu ifade etti.
     Bir dönem baş döndürücü büyüme hızlarına alışmış ekonomilerde dahi artan eşitsizliğin bir yandan sosyal sorunların kaynağı olmaya başlarken, diğer yandan da sürdürülebilir büyümenin ve kalkınmanın önünde engel teşkil etiğini vurgulayan Boyner, ABD'de finansal kriz başladıktan sonra devletin, sistemin çarklarının işlemesini sürdürebilmek amacıyla zordaki bankalara, sigorta şirketlerine, finans kuruluşlarına astronomik denilebilecek miktarlarda kaynak aktardığını dile getirdi.
     Vergi mükelleflerinin parasını sistemi çökertmemek adına krizden sorumlu olanlara aktardığını aktaran Boyner, sözlerine şöyle devam etti:
     "Bu önlemler devreye sokulurken finans sektörünün oluşturulan değerden ne kadar yüksek bir pay aldığı, farklı sektörlerdeki yöneticilerin başarısız dahi olsalar inanılması zor miktarlarda ödüllere layık görüldükleri sıkça tartışıldı. Devletin müdahalesiyle kurtulan şirketlerin yöneticilerinin sanki hiçbir şey olmamışcasına, kendileri olup bitende hiçbir sorumluluk taşımıyorlarmış gibi davranmaları, eski alışkanlıklarını sürdürmeleri kamuoyunda ciddi bir tepki oluşturdu. Bazı ülkeler tepkilerini üst yöneticilerin maaşlarına sınır getirme noktasına kadar taşıdılar. İşsizliğin milyonları etkilediği, yaşanan mortgage krizi nedeniyle milyonlarca ailenin evsiz kaldığı bir krizin ardından 'eşik altı kredi' icadıyla insanları batağa sürükleyenlerin hemen hiç bedel ödememeleri kamu vicdanını sarstı. Sistemin adil işlemediği, hakkaniyete uygun davranılmadığı savları güç kazandı. Piyasanın kendi başına ekonomik krizleri ve dengesizlikleri çözemeyeceği, adil olmadığı, adaletin sağlanması için kamu müdahalesinin gerekliliği son yirmi yılda hiç olmadığı kadar gündeme geldi.
     Piyasa sisteminin bu türden adaletsizliklere yol açması sağ veya sol cenahta, aynı kökten beslense de farklı tepkilerle ortaya çıkan siyasi hareketlere can verdi. Geçtiğimiz yıl içinde ABD'den Çin'e, Rusya'dan İtalya'ya, Japonya'dan Güney Afrika'ya pek çok ülkede gerçekleşen gösterilerde ekonomik ya da siyasal anlamda adalet arayışı tartışmasız en başat güdüydü. Daha çok uzun süre sarsıntıları devam edecek olan Arap ülkelerindeki büyük toplumsal başkaldırı ve dönüşümün de temelde bir adalet ve eşitlik arayışından kaynaklandığını biliyoruz. Bugün de AB ülkelerinin bazılarındaki korkunç işsizlik oranları derin toplumsal çalkantılara yol açıyor. Çin ve Hindistan ya da Güney Afrika gibi yükselen ekonomilerde de büyümenin eşitlikçi şekilde paylaşılmadığı inancı, sistemin adil işlemediği görüşü siyasi istikrarı zorlama noktasına geliyor."
    
     -"Gelirin daha eşitlikçi dağılımı büyümenin motorlarından birisi"-
    
     Adalet ve eşitlik konularına krizin ardından kurulacak ekonomik düzende daha fazla dikkat edilmesi gerektiğine işaret eden Boyner, son zamanlarda yapılan bazı çalışmaların eşitlik ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin bugüne dek öngörülenden ya da inanılandan farklı olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti.
     Andrew Berg ve Jonathan Ostry adlı iki ekonomistin Finance and Development dergisinde yayınladıkları bir yazıda genel kanının aksine toplumların "verimli üretimle eşitlikçi servet ve gelir dağılımı arasında yanıltıcı bir tercih yapmak zorunda olmadıklarını" savunduğunu kaydeden Boyner, yazarların ekonomik büyümenin eşitlikçi bir ortamda daha uzun zaman sürdürülebildiğini ortaya koyduğunu söyledi.
     Gelirin daha eşitlikçi dağılımının büyümenin motorlarından birisi olduğunu anlatan Boyner, gelir dağılımındaki eşitliğin önemini vurgularken, geliri dağıtma çabasıyla büyümenin sürdürülmesi arasındaki dengeyi korumaya da dikkat edilmesini şart koştuklarını ifade etti.
     Yoksulların eğitime erişiminin önünü açmak, fırsat eşitliği oluşturmak gibi ekonomi dışı teşvik sistemlerinin de piyasa ekonomilerinin daha iyi çalışmasına yardımcı olabileceği, ekonomi yönetimlerinin bu unsurları da hesaba katmaları gerektiği sonucuna varılabileceğini vurgulayan Boyner, sözlerini şöyle sürdürdü:
     "Nobel ödüllü Hindistanlı iktisatçı Amartya Sen, adalet duygusunun toplumsal yaşamdaki önemi hakkında özgün eserler vermiş bir bilim insanıdır. Sen, krizin ilk yılında yazdığı bir yazıda mode iktisat biliminin babası kabul edilen Adam Smith'in yalnızca piyasanın 'gizli eli'nin iktisadi dengeleri kuracağı önermesiyle hatırlanmasının yanlışlığına dikkati çekiyor. Smith'in ilk kitabı olan ve Milletlerin Zenginliği yayınlandıktan sonra ikinci baskısını da yayınladığı Theory of Moral Sentiments (Etik/Ahlaki Duygular Teorisi) bir toplumun uyum içinde yaşayabilmesi, ekonomisinin düzgün işlemesi için yalnızca kar güdüsünün ya da ekonomik çıkarların yeterli olmadığını savunur.
     Bir toplumun düzgün işleyebilmesi, bir ekonomik düzenin tıkır tıkır çalışması için karşılıklı güven, adalet duygusunun yerleşikliği gibi moral unsurlar da en az kar güdüsü kadar kritik önemdedir. Ne kadar uzun süreceğini bilmesek de, dünya bugünkü ekonomik krizi bir şekilde aşacaktır. Daha önceleri de örneklerini gördüğümüz gibi piyasa ekonomisi temelinde kapitalizm kendisini yeni şartlara göre yeniden kurgulayacaktır. Zaten en önemli özelliği de krizlerden sonra kendisini bir kez daha tanımlayabilmesidir. Dünyanın karşı karşıya olduğu sorunların niteliği, çoğunluğu artık kentlerde yaşayan ve eğitimli olan toplumların talepleri bu yeni yapılanmada belirleyici olacaktır. Bu taleplerin ışığında şekillenecek yeni ekonominin eşitlik, adalet ve güven unsurlarını mutlaka verimlilik, üretkenlik ve karlılık unsurlarının yanına eşdeğer şekilde yerleştirmesi gerekecektir."
    
    
    

Bu haberi 101 kişi okudu

Ziyaretçi yorumları

Lütfen bekleyiniz...
Toplam 1000 karakter

Diğer Haberler

e-Sirket.com, Nette İnternet Teknolojileri Bilişim Sistemleri San. Tic. Ltd. Şti.’nin Tescilli Markasıdır. © 2006 e-Sirket.com Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemizde yer alan yazı, resim ve haberler izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
e-Sirket.com bir nette interactive projesidir Hata bildir