Düzeltme "Kalkınma Bakanı Yılmaz" başlıklı haberimizin 2. paragrafında yer alan "770 milyar…

  • Yazı boyutu
Düzeltme
  
  "Kalkınma Bakanı Yılmaz" başlıklı haberimizin 2. paragrafında yer alan 
"770 milyar…

Düzeltme "Kalkınma Bakanı Yılmaz" başlıklı haberimizin 2. paragrafında yer alan "770 milyar dolarlık bir ekonomiye ulaştığını belirtti" ibaresi, "774 milyar dolarlık bir ekonomiye ulaştığını belirtti" şeklinde düzeltilmiştir. Haberimizi düzelterek, yeniden yayımlıyoruz. Saygılarımızla. AA -Kalkınma Bakanı Yılmaz: -"Eğitimde, okul öncesinden doktoraya kadar piyasaya daha duyarlı, daha esnek, daha demokratik, daha sonuç odaklı bir sisteme ihtiyacımız var" -"Daha hızlı, daha kaliteli, daha az belirsizlik oluşturan bir adalet sistemi, aynı zamanda yatırımlar açısından ülkemizin dünyadan daha fazla sermaye cezbetmesi açısından da olmazsa olmaz alanlardan bir tanesidir" -TÜSİAD Başkanı Boyner: -"Ajanslar bir kaç kez altını çizdiğimiz gibi, kamu ağırlıklı yapıları nedeniyle henüz en verimli olabilecekleri sivil yapıda değil"

Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, "Eğitimde, okul öncesinden doktoraya kadar piyasaya daha duyarlı, daha esnek, daha demokratik, daha sonuç odaklı bir sisteme ihtiyacımız var" dedi.
     Yılmaz, TÜRKONFED tarafından Çukurova Üniversitesi'nde düzenlenen "2. Kalkınmada Bölgesel Dinamikler Sempozyumu"nun açılış töreninde yaptığı konuşmada, geçen 10 yılda Türkiye'nin, kalkınmada ve ekonomik gelişmede önemli mesafe kaydettiğini, 230 milyar dolarlık ekonomiden, geçen yıl itibarıyla 774 milyar dolarlık bir ekonomiye ulaştığını belirtti.
     Yılmaz, küresel krizin etkilerinin de dahil edildiğinde 2002-2011 döneminde yıllık ortalama yüzde 5,2'lik reel büyüme sağlandığını, satın alma gücü paritesine bakıldığında Türkiye'nin dünyanın 16. büyük, Avrupa'nın 6. büyük ekonomisi haline geldiğini vurguladı.
     Yoksulluk ve gelir dağılımı bakımından da Türkiye'nin daha iyi noktaya geldiğini ifade eden Yılmaz, enflasyon ve fiyat istikrarsızlıklarının da bu dönemde büyük oranda kontrol altına alındığını kaydetti.
     Türkiye'nin tek haneli enflasyonu, tek haneli faizleri olan bir ülke durumuna geldiğini dile getiren Yılmaz, şunları söyledi:
     "Yoksulluğun uluslararası bazı ölçüleri var. Özellikle satın alma gücü paritesine göre 1 doların altında geliri olan, 2,15 doların altında geliri olan, 4,30 doların altında geliri olan diye değişik mutlak yoksulluk ölçümleri var. Türkiye'de çok şükür 1 doların altında günlük geliri olan insan sıfırlanmış durumda. Dünyada 1 milyara yakın insan, 1 doların altında gelirle günlük yaşamını sürdürmek durumundadır. Türkiye bir taraftan büyürken, ekonomisini büyütürken, diğer taraftan da mutlak yoksulluğu önemli oranda azaltmış durumda. Bir de göreli yoksulluk dediğimiz bir şey var. Zaten gelişmiş ülkeler artık mutlak yoksulluğu ölçmüyorlar, göreli yoksulluğa bakıyorlar. Göreli yoksullukta hala tabi almamız gereken mesafeler var, yapmamız gereken işler var."
    
     -2023 hedefleri-
    
     2023 hedeflerinin bulunduğunu anımsatarak, son 10 yılda ciddi bir performans gösterildiğini hatırlatan Yılmaz, bu performansı yeterli görüp, Türkiye'nin önemli bir yere geldiği düşünüldüğünde, orta gelir tuzağı denilen tuzağa düşüleceğini, daha ilerilere daha üst liglere tırmanma konusunda muhtaç olunan enerjinin kaybedileceğini belirtti.
     Reformlara devam etmek gerektiğini ifade eden Yılmaz, 2023 hedeflerine ulaşmak için özellikle adalet, eğitim, teknoloji, iş gücü piyasaları ve yatırım ortamı alanlarında reformların süreceğini söyledi,
     Bu alanlarda yeni bir takım adımlara ihtiyaç olduğuna dikkati çeken Yılmaz, şöyle devam etti:
     "Eğitimde, okul öncesinden doktoraya kadar piyasaya daha duyarlı, daha esnek, daha demokratik, daha sonuç odaklı bir sisteme ihtiyacımız var. Ekonomik gücümüz, rekabet gücümüz, kalkınmamız açısından olmazsa olmaz konulardan biri eğitim konulardır. Önümüzdeki dönemlerde bu konuları tartışmaya devam etmeliyiz. Adalet sistemi aynı şekilde. Hukuki anlamdaki öneminin yanı sıra, adalet sistemi aynı zamanda ekonomik gelişme açısından da kritik alanlardan birisidir. Daha hızlı, daha kaliteli işleyen ve daha az belirsizlik oluşturan bir adalet sistemi aynı zamanda yatırımlar açısından ülkemizin dünyadan daha fazla sermaye cezbetmesi açısından da olmazsa olmaz alanlardan bir tanesidir. Teknoloji yine son derece önemli. Türkiye artık düşük katma değerli üretim yapısıyla yoluna devam edebilecek bir ülke değil. Daha yüksek katma değerli üretim yapmak durumunda olan, ihracatını da bu anlamda kompozisyonunu dönüştürmek durumunda olan bir ülke. Bu da bilgiyle, Ar-Ge ile mümkün olabilecek bir hadisedir."
     Yılmaz, sadece sektörel politikalarla Türkiye'nin 2023 hedefine ulaşmasının mümkün olmayacağını, aynı zamanda tüm bölgelerin, tüm yörelerin enerjisini hareket geçirmek durumunda olunduğunu söyledi.
     Kalkınmanın sadece dar bir bölge üzerinden, dar kesimler üzerinden yürümemesi gerektiğini anlatan Yılmaz, şunları kaydetti:
     "Kalkınmanın nimetlerini dengeli şekilde değişik kesimlere değişik bölgelere dağıtabiliyor muyuz- Nimetleri ne kadar iyi dağıtırsanız, katılımı o kadar arttırırsınız. Biz bu kalkınma anlayışından yanayız. Sosyal boyutu olmayan, çevresel boyutu olmayan, sürdürülebilirliği olmayan bir büyüme çok da matah bir büyüme değil. Çevreyi, sosyal dengeleri ihmal ederseniz, kısa süreli çok yüksek büyümeler sağlayabilirsiniz ancak, bunun bedeli ağır olur. Bizim amacımız, istikrarlı bir büyüme, sürdürülebilir bir büyüme sağlamak. Türkiye geçmişte kısa sürelerle hızlı büyüyüp sonra küçüldüğü dönemler yaşadı. Artık geçmişten bir takım dersler çıkarmak veya çıkardığımız dersleri unutmamak durumundayız. Son 10 yılda küresel krizin geçici etkisini saymazsanız, Türkiye gerçekten istikrarlı şekilde büyüdü."
    
     -Yerel aktörler-
    
     Yerel aktörlerle yerel dinamiklerin harekete geçirilmesi gerektiğini, son dönemde bu alanda önemli bir çaba içinde olunduğunu anlatan Yılmaz, bütün bölgelerin potansiyelini rekabetçilik ekseninde harekete geçirmek istediklerini ifade etti.
     Yeni bölgesel politikanın tüm Türkiye'yi ilgilendirdiğini anlatan Yılmaz, bunun yansıması olarak kalkınma ajanslarını kurduklarını, 26 ajansla 81 ili kapsayacak şekilde bir mekanizme geliştirdiklerini belirtti.
     Her ajansın kendi bölgesinin üstünlüğünü, farklılıklarını görmesini ve neler yapılabileceğini tespit etmesini istediklerini anlatan Yılmaz, "Artık Ankara'dan birileri masa başından oturup (Adana için uzun vadede iyi olan şudur) demesin. Adanalılar, Mersinliler, oturup kendileri düşünsünler, kendi bölgelerinin geleceğini hayal etsin, bu hayale nasıl ulaşacağını kendileri şekillendirsin istiyoruz" dedi.
    
     -TÜSİAD Başkanı Boyner-
    
     TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner de, bir bölgenin rekabet gücünün sınırlarının, o bölgede faaliyet gösteren şirketlerin küresel düzeyde rekabet edebilirliği ile yakından ilişkili olduğunu söyledi.
     Rekabet gücü için, bölgenin uzun dönemde verimliliği, beşeri, mali ve doğal kaynaklarını nasıl kullandığının, çok önemli bir temel oluşturduğunu anlatan Boyner, "Bölgelerin rekabet gücünün artmasına yönelik stratejiler belirlenirken, aslında, bölgelerin insan kaynaklarını, sermaye ve doğal kaynaklarını nasıl daha etkin ve verimli kullanabiliriz- sorusu üzerine odaklanıyoruz. Bölge kaynaklarının etkin kullanılması ve bölge kalkınma stratejilerine vizyon sağlanması açısından önemli bir sorumluluğun da, o bölgede üretim yapan, istihdam sağlayan iş dünyası olduğuna inanıyoruz" dedi.
     Artık kamunun farklı katmanları, yerel yönetimler, özel sektör, üniversiteler ve iş dünyası temsil örgütlerinin sorumluluk aldığını ve işbirliğine dayalı bir yaklaşımın söz konusu olduğunu dile getiren Boyner, kalkınma ajanslarını bu açıdan çok önemsediklerini dile getirdi.
     Kamunun bu alanda, 26 kalkınma ajansını kurarak, bölgesel politikaların belirlenmesinde bölgesel paydaşların katılımına zemin oluşturacak bir platformun temelini attığını anlatan Boyner, "Ajanslar bir kaç kez altını çizdiğimiz gibi, kamu ağırlıklı yapıları nedeniyle henüz en verimli olabilecekleri sivil yapıda değil. Ancak, ajanslar deneyim kazandıkça, bölgeler de bu ajansları benimsedikçe, yine bölgelerde yaşayan kişilerin kendi bölgelerinin geleceği hakkında söz sahibi oldukları bilinci arttıkça ve bu yönde örgütlenerek gerekli hazırlığı sağladıklarında, kamunun da yavaş yavaş geri çekileceğine inanıyoruz" diye konuştu.
     Kalkınma politikaları açısından bölgelerin geleceğine bakıldığında, dünyadaki tartışmalara paralel olarak 4 alanın öne çıktığını anlatan Boyner, şöyle devam etti:
     "Birincisi küreselleşme. Küreselleşme, bilimsel ve teknolojik gelişmeyi özellikle, bilgi, hareketlilik yani mobilite, rekabet gücü ve inovasyonun artması açısından önemli oranda tetikliyor. İkinci bir alan, demografik değişiklikler. Bölgelerin, hem nüfusun yaşlanması hem göçler açısından hazırlıklı olması gerekiyor. Nüfusun demografik yapısındaki değişiklikler, sosyal ve ekonomik sistemleri ve politikaları çok yakından ilgilendiriyor. Üçüncü konu, iklim değişikliğinin çevre ve toplum üzerindeki etkileri. Dördüncü önemli alan ise, güvenli ve sürdürülebilir enerji. Artan enerji talebi ve sınırlı kaynaklar, diğer taraftan düşük karbonlu ekonomiye geçiş, bölgesel politikalar oluşturulurken dikkate alınması gereken alanlar."
    
     -TÜRKONFED Başkanı Onatça-
    
     Türk Girişimci ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Başkanı Süleyman Onatça, Türkiye'nin, 2012'nin son çeyreğine, makroekonomik dengelerde, geçmiş yıllara oranla zayıflamış olarak girdiğini belirterek, "Büyümenin yavaşlaması, büyümenin nimetlerinin ne ölçüde adil dağıtıldığı ile ilgili bir sorunu gündeme getiriyor" dedi.
     Nüfusun yüzde 16.1'inin yoksulluk riski altında olduğunu ve yoksulluk derecesinin bölgeden bölgeye de önemli farklılıklar gösterdiğini anlatan Onatça, şunları kaydetti:
     "Bölgeler arası gelişmişlik farklarının yüksekliği, ülkemizde bölgesel kalkınma araçlarının bir kez daha gözden geçirilmesini gerekli kılıyor. Bununla birlikte, bölgesel kalkınma konusunda geldiğimiz noktada Türkiye'de bir anlayış değişikliği hasıl olmuş ve olması gereken yönde adımlar atılmaya başlamıştır. Bugün Türkiye'de bölgesel kalkınma geçmişte olduğu gibi merkezi hükümetin müdahalesine dayalı yukarıdan aşağıya bir yaklaşım olarak tanımlanmıyor. Bölgesel kalkınma, bölgesel, yerel, ulusal ve hatta uluslararası aktörlerin katılımıyla gerçekleşebilecek bir olgu olarak tanımlanıyor."
     Adana Valisi Hüseyin Avni Coş ise Adana'nın, Türkiye'nin ilk sanayileşen kentlerinden birisi olduğunu belirterek, ilin tarım, sanayi ve hizmet sektörü ile ülkenin en önemli ekonomik ve sosyal merkezlerinden birisi olduğunu belirtti.
     Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Zihni Aldırmaz, Adana Sanayici ve İşadamları Derneği (ADSİAD) Başkanı Süleyman Sönmez, Çukurova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Kibar da birer konuşma yaptı.
     Açılış konuşmalarının ardından Kalkınma Bakanlığı Bölgesel Gelişme ve Yapısal Uyum Genel Müdürü Nahit Bingöl ve OECD Bölgesel Kalkınma Politikası Bölümü Başkanı Joaquim Oliveira Martins kalkınmayla ilgili değerlendirmelerde bulundu.
     Sempozyumda sunumları ödüle layık görülen akademisyenler ödüllerini, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, Vali Hüseyin Avni Coş, TÜSİAD Başkanı Boyner, TÜRKONFED Başkanı Onatça'nın elinden aldı.
     Bu arada, Bakan Yılmaz'ın açılış törenine gelişinden önce, kendilerine "Gençlik Muhalefeti" adını verdikleri ileri sürülen 4 kişi, sempozyumun yapılacağı salona girmek istedi. Üniversite özel güvenlik görevlileri tarafından izin verilmeyen 4 kişi, sloganlar atınca polis ve özel güvenlik görevlileri tarafından uzaklaştırılarak, gözaltına alındı.
    
    
    

Bu haberi 169 kişi okudu

Ziyaretçi yorumları

Lütfen bekleyiniz...
Toplam 1000 karakter

Diğer Haberler

e-Sirket.com, Nette İnternet Teknolojileri Bilişim Sistemleri San. Tic. Ltd. Şti.’nin Tescilli Markasıdır. © 2006 e-Sirket.com Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemizde yer alan yazı, resim ve haberler izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
e-Sirket.com bir nette interactive projesidir Hata bildir