"Avrupa en derin krizini yaşıyor"

  • Yazı boyutu
"Avrupa en derin krizini yaşıyor"

Başbakan Yardımcısı Babacan:"Bazı reformları zamanında yapmazsak, bazı adımları zamanında atmazsak Türkiye, hedeflediğimiz kişi başı 20-25 bin dolar milli gelir mertebesine ulaşamayabilir. Bunların başında eğitim geliyor"

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, bazı reformlar zamanında yapılmaz, gerekli adımlar atılmazsa Türkiye'nin hedeflediği kişi başı 20-25 bin dolar milli gelir düzeyine ulaşamayabileceğini, reform yapılacak alanların başında da eğitim geldiğini söyledi.
     Babacan, Ankara Ticaret Odası Kongre Merkezi'nde düzenlenen Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği'nin (MÜSİAD) Geleneksel İftarında yaptığı konuşmada, Türkiye ve dünya ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
     Türkiye'nin 2002 yılında uluslararası arenada konumunun yardım alan ülkeler içinde olduğunu belirten Babacan, 2004'ten itibaren yardım alan değil, yardım eden ülkeler listesine girmeye başladığını ifade etti. Geçen yıl Türkiye'nin sadece devlet olarak dış yardımlarının 1 milyar 300 milyon dolara ulaştığını belirten Babacan, Türkiye'nin 2011 yılı içerisinde dış yardımlarını en hızlı artıran ülkelerin başında geldiğini söyledi.
     Yüzden fazla ülkede Türkiye'nin kalkınma projeleri geliştirdiğine dikkati çeken Babacan, "Türkiye sadece kendi içinde kalkınmakla kalmadı, tecrübelerini, birikimlerini pek çok ülkeyle de paylaştı. Bugün Tunus'ta, Fas'ta, Mısır'da siyasi dönüşümün yaşandığı ülkelerde onların ekonomik dönüşümüne katkı vermek üzere programlar başlatmış durumdayız. Sadece Tunus'a sağladığımız katkı, hibe, kredi toplamı 500 milyon dolar düzeyinde. Eskiden kendisi kaynak bulmakta güçlük çeken bir ülke olan Türkiye, şimdi çok şükür başka ülkelerin kalkınmasına destek veren statü kazanmış durumda" diye konuştu.
    
     -"Avrupa en derin krizini yaşıyor"-
    
     Avrupa'nın, yakın tarihin en derin krizini yaşadığını hatırlatan Başbakan Yardımcısı, Avrupa'daki pek çok ülkenin bankacılık sistemi açısından son derece sıkıntılı bir döneme girdiğini kaydetti. İlk döneminde krizin, ağırlıklı olarak finans sistemini, bankaları etkileyen bir aşamada olduğunu, ancak bugün itibarıyla şekil değiştirdiğini anlatan Babacan, artık devletlerin kredibilitesinin, borcunu ödeyip ödeyemeyeceğinin sorgulanır hale geldiğini belirtti. Finans sisteminin temelinde devletlere olan güvenin yer aldığının altını çizen Babacan, devletin hazinesinin borç ödeme sıkıntısına düştüğü zaman o ülkenin finans sisteminin sağlıklı şekilde ayakta kalmasını beklemenin mümkün olmadığını ve Avrupa'da tablonun bu durumda olduğunu söyledi.
     Şu anda Avrupa Birliği'ne (AB) üye ülkelerin yarısından fazlasının risk priminin Türkiye'nin üzerinde olduğunu ifade eden Babacan, "Türkiye AB üyesi, AB'nin ortak koruma mekanizmalarına dahil olmamasına rağmen tek başına kredibilitesi AB ülkelerinin yarısından daha fazla" dedi.
     Yunanistan'ın ardından İrlanda ve Portekiz'in de resmen yardım isteyen ülkeler arasında olduğunu, İtalya ve İspanya gibi büyük ekonomilerin de zor duruma düştüğünü hatırlatan Babacan, Avrupa'nın elinde bu ülkeleri kurtarabilecek büyüklükte fon yada mekanizmaların bulunmadığına işaret etti. Herkesin yardım etsin diye Almanya'ya baktığını ifade eden Babacan, buna karşılık Almanya'nın da kamu borcunun milli gelirinin yüzde 80'ini aşmış durumda olduğunu, uzun zamandır ilk defa Almanya'nın kredi notu görünümünün negatife indirildiğini belirtti.
    
     -"Avrupa'da hükümetler açısından çok ciddi bir itibar aşınması var"-
    
     Söz verip tutmamanın, devletin taahhüdünü yerine getirmemesinin bir finans sistemi için en büyük problem olduğunu belirten Babacan, Avrupa'nın şu an bunu yaşadığını söyledi. Verilen söz tutulmayınca güven ortamının, istikrarın oluşmasının mümkün olmadığının altını çizen Başbakan Yardımcısı, "Şu anda maalesef Avrupa'da özellikle siyasi karar vericiler, hükümetler açısından çok ciddi bir itibar aşınması var. Eğer devlete güven sarsıldıysa iş dünyasının ya da bankaların yapabileceği şeyler çok kısıtlı" dedi.
     Böyle bir ortamda Türkiye'nin bir güven ve istikrar ülkesi olmaya devam ettiğini vurgulayan Babacan, zamanında yaptıkları siyası reformlar, temel hak ve özgürlüklerdeki atılan adımlar, Türkiye'yi hukuk devleti olması yolunda ilerletme mücadelesinin, Türkiye'yi siyasi istikrar açısından oldukça farklı bir noktaya getirdiğini ifade etti. Babacan, bunun yanı sıra yine ekonomide alınan tedbirlerin Türkiye'yi kaos ortamından ayrıştırdığını söyledi. Bankacılık reformlarının kriz ortamında Türk bankalarının ayakta kalmasını sağladığını anlatan Babacan, bankacılık sistemi sarsıldığında reel sektörün işini normal ve sağlıklı yürütmesinin mümkün olmadığını vurguladı. Bütün bu politikalar sonucunda, Avrupa ve Amerika'da bankalar büyük sorunlar yaşarken bu bankaların Türkiye operasyonlarına hiç bir şey olmadığını belirten Babacan, "Çünkü Türkiye'de bizim kurallarımıza uymak zorundalar ve bizim kurallarımız sağlam, Avrupa'nın çok daha ötesinde güvenilir ve ihtiyatlı kurallar" diye konuştu.
    
     -"Türkiye'de gelir dağılımı düzeliyor"-
    
     2009 yılında krizin en derin döneminde pek çok ülke devlet harcamalarını artırarak krizden çıkmaya çalışırken, Türkiye'nin bunun tam tersini yaptığını belirten Babacan, bunun sonucunda Türkiye'nin 2010 yılında yüzde 9,2, 2011'de de yüzde 8,5'lik bir büyüme yakaladığını kaydetti. Bu büyümenin özel sektör eliyle olduğunu ifade eden Babacan, devletin borç stoku açısından, bütçe açığı açısından sağlam bir tablo ortaya koymasıyla sağlanan güven ortamının hem finans sisteminin rahat çalışmasını sağladığını hem de kredi kanallarının açık kaldığını belirtti. Bunun sonucu olarak da özel sektörün yatırımlarının arttığını ve o günden bugüne 3 milyon 900 bin ilave istihdam sağlandığını anlatan Babacan, bu rakamın Dünya Çalışma Örgütü (ILO) üyesi ülkeler arasında en yüksek rakamlardan biri olduğunu söyledi.
     Türkiye'de bu dönemde gelir dağılımının da düzeldiğine dikkati çeken Başbakan Yardımcısı, Türkiye'de artık 2 doların altında günlük geliri olan vatandaş kalmadığını, 4 doların altında günlük geliri olan vatandaş oranının ise 2002'de yüzde 30 iken bugün yüzde 3,6'ya gerilediğini belirtti.
     Dar ve sabit gelirli kesime bakıldığında da 2002'den bu yana reel anlamda satın alma gücünde ciddi artışların görüldüğünü belirten Babacan, "Çok şükür Türkiye için bugüne kadar sonuçlar iyi, ancak bundan sonrasına da çok dikkat etmemiz gerekiyor. Hele hele uluslararası konjonktürün riskli olduğu bu dönemde" dedi.
    
     -"Orta gelir tuzağı' Türkiye için önemli bir risktir"-
    
     "Orta gelir tuzağı"nın Türkiye için önemli bir risk olduğunu belirten Babacan, şöyle konuştu:
     "Biz 2002'de 3.500 dolarlık bir kişi başı milli gelirle başladık. Geçen yılı 10 bin 400'le kapattık. Yani dolar bazında 3 misli bir artış, ama bundan sonrası ile alakalı eğer bazı reformları zamanında yapmazsak, bazı adımları zamanında atmazsak Türkiye hedeflediğimiz 20-25 bin dolarlar mertebesine ulaşamayabilir. Bunların başında eğitim geliyor. Çünkü ekonomide en önemli faktör, en önemli unsur insandır. O Gayri safi yurt içi hasıla dediğimiz rakamların farklı farklı hesap metodu var. Onlardan birisi de o ülkede oluşturulan katma değerlerin toplamıdır. Ama o yüksek katma değer ancak yetişmiş insan gücüyle olur. Türkiye'nin şu anda 25 yaş üstü nüfusunun almış olduğu eğitim ortalama 6,5 yıl. Yani çalışma nüfusumuza baktığımız zaman ortalama 6,5 yıl okulda kalmış. Böylesine ortalama bir eğitim yapısıyla Türkiye'nin üretebileceği, oluşturabileceği katma değer, Türkiye'nin ekonomik büyüklüğü sınırlıdır. Bunun ötesine geçmemiz ancak dediğim gibi daha iyi eğitilmiş bir nüfusla olabilir. Biz bir çok konuda çok önemli adımlar attık, ama eğitim konusu son 10 yılın muhasebesini yaptığımızda arzu ettiğimiz ilerlemeyi sağladığımız bir alan değil. Belki nicelik olarak, dershane sayısı, okul sayısı, internet erişimi sayılarına baktığımız zaman tamam, ama nitelik konusunda daha alacağımız uzunca bir mesafe var.
     Bu dönemde Milli Eğitim Bakanımızla çok yakın çalışıyoruz. İlk defa bu dönem dedik ki, 'artık kadro sınırı yok, yeter ki, ne olur öğretmenleri seçerek alın. Öğretmenleri alırken bir seçme sistemi olsun, KPSS notu elinde olan herkes otomatik öğretmen olmasın.' İşte bu konuda şimdi Milli Eğitim Bakanlığı çalışmalar yapıyor öğretmenlerin daha iyi yetişmesi, öğretmenlerin bir performans kriteri olması konusunda. İyi öğretmen eğitim sisteminin başı. Daha pek çok konu var, ama bundan sonra eğer orta gelirden yüksek gelir seviyesine çıkmak istiyorsak eğitim en önemli alanımız."
     -Yargı Reformu-
    
     Yüksek gelir seviyesine ulaşmak için bir diğer önemli alanın da hukuk ve yargı sistemi olduğunu belirten Babacan, Türkiye'nin gelişmiş bir ekonomi, ileri bir demokrasi olması için gerçek bir hukuk devleti olması, iyi işleyen bir yargı sistemine sahip olması gerektiğini söyledi. Aksi halde bunları gerçekleştirmenin mümkün olmayacağını dile getiren Babacan, 2010 yılındaki anayasa değişikliğine ilişkin referanduma kadar yargı alanında fazla adım atılamadığını ifade etti. Anayasa değişikliğiyle beraber yargı reformunun da önünün açıldığını belirten Babacan, "3. Yargı reform paketimizi Meclis'ten geçirdik, şimdi 4'üncüsü Meclis'e gönderilmek üzere. Hızla hakim, savcı sayımızı artırmamız gerekiyor. Mahkemelerimizin daha hızlı çalışması, daha öngörülebilir, daha tutarlı kararlar almaları gerekiyor. Bu, iş dünyamız açısından da son derece önemli" diye konuştu.
    
     -"Tasarruf oranlarımız az, yükseltmemiz gerekiyor-"
    
     Ekonominin önünde de çalışılması gereken pek çok konu bulunduğuna işaret eden Babacan, tasarruf oranlarının az olduğunu ve yükseltilmesi gerektiğini belirtti. "Kazanmadan harcıyoruz. Kendi tasarruflarımız yetmiyor yabancıların tasarruflarıyla ülke ekonomisini büyütmeye çalışıyoruz" diyen Babacan, Türkiye'de hane halkının yüzde 45'inin gelirinden daha fazla harcadığını dile getirdi.
     2010 ve 2011 yılında kredi hacminin çok hızlı arttığını ifade eden Başbakan Yardımcısı, kredileri frenlemeye gittiklerini, bankaların kredi hacmi artışı üzerine sınırlar getirmeye başladıklarını hatırlattı. Babacan, "Önce kazanalım, sonra harcayalım' dedik. Çünkü hakketmediği refahı yaşamaya çalışan ülkelerin başına er ya da geç kötü şeyler geliyor. Avrupa'da bunların örneği çok" dedi.
    
     -Borçlar Kanunu-
    
     Yeni Türk Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanunu'nun aynı tarihte Meclis'ten geçtiğini, ancak uygulama tarihini 1 Temmuz 2012 olarak belirlediklerini hatırlatan Babacan, bu kanunların bir an önce Resmi Gazete'de yayımlanması, yürürlüğe girmeden önce problemlerin kendilerine iletilmesi ve bunların düzeltilmesi amacıyla böyle bir uygulamayı tercih ettiklerini söyledi.
     Yeni Türk Ticaret Kanunu'nda bunu yaptıklarını ve 70-80 maddeye yönelik önemli değişikliklerin düzeltme paketiyle gerçekleştirildiğini ifade eden Babacan, şunları kaydetti:
     "Ancak Türk Ticaret Kanunu üzerine öyle yoğunlaştık ki, iş dünyamız bize Borçlar Yasasıyla ilgili yeteri kadar problemleri, sıkıntıları anlatmadı, anlatamadı. Meclis'in kapanacağı günlerde 7-8 maddesinde değişiklikler yaptık, yani bize ulaşan kadar değişiklikler yaptık. Ama Meclis kapandıktan sonra da şimdi arka arkaya problemler geliyor. Aynı Türk Ticaret Kanunu'nda olduğu gibi Borçlar Kanunu'nda da bir değişiklik paketine ihtiyaç var. Çünkü bu iki kanun Meclis'ten geçerken, sosyal kesimlerin, ilgili tarafların, paydaşların, iş dünyasının görüşü tam yansıtılarak geçmedi. 'Bir an önce hızlıca geçsin, daha sonra problemleri çözülür' dedik. Toplam 3 bin maddelik bir paket vardı önümüzde. Şimdi sıra inşallah Borçlar Kanunu'nda. Borçlar Kanunuyla ilgili iş dünyasını olumsuz etkileyen, günlük işlemleri sıkıntıya sokan ne varsa bizlere bildirin. MÜSİAD başta olmak üzere iş dünyamızın tüm örgütlerinden biz bunları bekliyoruz. Bunlar ulaştıktan sonra aynı Türk Ticaret Kanunu'nda yaptığımız gibi ekonomi Koordinasyon Kurulu'nu toplarız, ilgili tarafların görüşlerini alırız, yasayı hazırlayanların görüşlerini alırız ve inşallah makul, uygun bir yol bularak problemleri ortadan kaldırırız."
    
     -Yeni Teşvik Sistemi-
    
     Yeni Yatırım Teşvik Programı'nın da oldukça kapsamlı bir program olduğunu belirten Babacan, 2009'da başlatılan teşvik programının omurgasıyla aynı olduğunu, ancak ilave olarak stratejik sektör kavramını getirdiklerini ifade etti. Stratejik sektörlere daha yoğunlaştırılmış teşvikler öngörüldüğünü belirten Babacan, çok ithalat yapılan, çok ticaret açığı verilen, ama Türkiye'de üretildiği zamanda yüksek katma değer oluşturacak tesislere, sektörlere ilave teşviklerin söz konusu olacağını kaydetti.
     Bununla ilgili de uygulama safhasında problemler, gözden kaçan noktalar olabileceğine işaret eden Babacan, işin bütünlüğünü, felsefesini ilke ve prensiplerini bozmadan değişikliklerin her zaman yapılabileceğini bildirdi. Bu konuda şeffaflık ve açıklığı çok önemsediklerini anlatan Babacan, bazı ülkelerde pazarlıkla teşvik verildiğini, ancak kendilerinin bu hataya hiç düşmediklerini söyledi. Bazen kendilerine de "büyük yatırım bak, özel bir şey istiyor, vermezsek kaçacak" ancak 10 yıldır buna direndiklerini belirten Babacan, "Kaçsın önemli olan ilke, prensip ve güven. Hiç kimseye bir başkasından daha fazla, daha imtiyazlı bir teşvik veremeyiz. Güveni ancak böyle sağlarız" diye konuştu.
    
    
    


Bu haberi 183 kişi okudu

Ziyaretçi yorumları

Lütfen bekleyiniz...
Toplam 1000 karakter

Diğer Haberler

e-Sirket.com, Nette İnternet Teknolojileri Bilişim Sistemleri San. Tic. Ltd. Şti.’nin Tescilli Markasıdır. © 2006 e-Sirket.com Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemizde yer alan yazı, resim ve haberler izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
e-Sirket.com bir nette interactive projesidir Hata bildir