"11'inci Uluslararası Finans Sempozyumu" -BDDK Başkanı Öztekin: -"Bankacılık sektörünün aktif…

  • Yazı boyutu
"11'inci Uluslararası Finans Sempozyumu"
  -BDDK Başkanı Öztekin:
  -"Bankacılık sektörünün aktif…

"11'inci Uluslararası Finans Sempozyumu" -BDDK Başkanı Öztekin: -"Bankacılık sektörünün aktif toplamı 2012 yılının dokuz aylık döneminde yüzde 7,5 artarak 1,3 trilyon lira seviyesine ulaştı" -"Kredilerin Eylül 2012 itibarıyla üçte ikisi KOBİ ile kurumsal ve ticari kredilerden, üçte biri ise tüketici kredilerinden oluştu" -"Bankacılık sektörü asli görevlerinden olan kredilendirme faaliyetine geri döndü"

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Mukim Öztekin, bankacılık sektörünün aktif toplamının 2012 yılının dokuz aylık döneminde yüzde 7,5 artarak 1,3 trilyon lira seviyesine ulaştığını belirterek, "Bankacılık sektörü, 2012 yılında da temel olarak krediler ve zorunlu karşılıklardan kaynaklanan aktif büyümesini, mevduat, ihraç edilen menkul kıymetler ve bankalara borçlardaki artış ile fonlamıştır" dedi.
     Marmara Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Yüksekokulu tarafından düzenlenen "11'inci Uluslararası Finans Sempozyumu"nun açılış oturumunda konuşan Öztekin, Eylül 2012 itibarıyla Türk bankacılık sektörünün görünümüne ilişkin bilgiler verdi.
     Sektörün Eylül 2012 itibarıyla Odeabank'ın da katılımıyla 49 banka, 10 bin 892 şube ve 199 bin 230 personel ile faaliyetini sürdürmekte olduğunu ifade eden Öztekin, off-shore şubeler dahil 79 adet yurt dışı şube ve 11 adet temsilcilikle toplamda 17 ülkede faaliyet gösteren sektörün, iştirakler de dahil edildiğinde faaliyet gösterdiği yabancı ülke sayısı 31 olduğunu söyledi.
     Bankacılık sektörünün aktif toplamının 2012 yılının dokuz aylık döneminde yüzde 7,5 artarak 1,3 trilyon lira seviyesine ulaştığına işaret eden Öztekin, şunları kaydetti:
     "Bankacılık sektörü, 2012 yılında da temel olarak krediler ve zorunlu karşılıklardan kaynaklanan aktif büyümesini, mevduat, ihraç edilen menkul kıymetler ve bankalara borçlardaki artış ile fonlamıştır. 2012 yılında menkul kıymet ihracı yoluyla yaratılan kaynak miktarı 15 milyar lira artış göstermiş ve 42,5 milyar liralık mevduat artışından sonra yıl içinde başvurulan ikinci önemli yabancı kaynak olmuştur. Bankacılık sektörünün toplam kredileri ağırlıklı olarak bireysel krediler ve kurumsal/ticari kredilerdeki artışların etkisi ile yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 2,5 artış göstermiştir. 2011 yıl sonuna göre yüzde 10,7 artan krediler Eylül 2012 itibarıyla 755,6 milyar lira seviyesine ulaşmıştır.
     Ekim 2009'da yüzde 5,4'e kadar yükselen takibe dönüşüm oranında özellikle 2010 ve 2011 sorunlu kredi tahsilatları ve takipteki alacak oluşumunun yavaşlaması ile azalma görülmüştür. 2011 yılının son çeyreğinden itibaren ise takibe dönüşüm oranı yatay bir seyir izlemeye başlamış, 2012 yılının üçüncü çeyreğinde trend yukarıya doğru dönmüş ve Eylül 2012 itibarıyla yüzde 2,9 seviyesinde gerçekleşmiştir."
     Eylül 2012 itibarıyla Türk bankacılık sektörünün toplam mevduat tutarının 738 milyar lira düzeyine ulaştığı bilgisini veren Öztekin, ekonomideki yavaşlamaya paralel olarak, bankacılık sektörü toplam pasiflerinin 2012 yılının dokuz ayında yüzde 7,5 ile sınırlı artış gösterirken, mevduat artış hızı aynı dönemde yüzde 6,1 düzeyinde kaldığını ve mevduatın pasif toplamı içerisindeki payının 0,7 puan azalarak yüzde 56,4 düzeyine gerilediğini belirtti.
    
     -"Sektörün güçlü özkaynak yapısı korunuyor"
    
     BDDK Başkanı Öztekin, yılın dokuz aylık döneminde sektörün özkaynaklarının yüzde 16,3 artarak 168,2 milyar liraya ulaştığına işaret ederek şunları söyledi:
     "Sektörün kar dağıtımının sınırlandırılması ve karların bünyede bırakılmasının teşvik edilmesi yönünde kurumumuzca sürdürülen uygulama sayesinde sektörün güçlü özkaynak yapısı korunmuştur. Sektörün Sermaye Yeterliliği Rasyosu Eylül 2012 itibarıyla yüzde 16,5 düzeyinde gerçekleşmiştir. Bankacılık sektörü dönem net karı önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 17 artarak Eylül 2012'de 17,1 milyar liraya yükselmiştir. Sektörde faaliyet gösteren 48 bankadan 35'inin karında son bir yıllık dönemde artış gerçekleşmiştir. Sektör karının artışında, faiz dışı gelir gider dengesindeki gerilemeye karşın, yükselen net faiz marjı belirleyicidir.
     Temmuz 2012 tarihinden itibaren Basel II düzenlemelerine göre faaliyet gösteren Türk bankacılık sektörü inceleme döneminde temel göstergelerdeki sağlıklı konumunu muhafaza etmektedir"
     Öztekin, bankacılık sektörünün etkinliğine ilişkin bazı göstergeleri de katılımcılarla paylaşmak istediğini belirterek, şunları anlattı:
     "Bankacılık sektörümüzde 2002 yılında yüzde 40 seviyesinde olan menkul kıymetlerin toplam aktifler içerisindeki payı 2012 yılı itibarıyla yüzde 21 seviyesine kadar gerilemiş, buna paralel şekilde kredilerin payı da aynı dönemde yüzde 23'ten yüzde 58 seviyesine yükselmiştir. Dolayısıyla bankacılık sektörü asli görevlerinden birisi olan kredilendirme faaliyetine geri dönmüştür. Bahse konu kredilerin Eylül 2012 itibarıyla üçte ikisi KOBİ ile kurumsal ve ticari kredilerden, üçte biri ise tüketici kredilerinden oluşmaktadır.
     Bankacılık sektörümüzde krediler oldukça hızlı büyürken mevduatın aynı hızda büyümemesi mevduatın krediye dönüşüm oranının da artmasına neden olmuştur. Bu göstergenin aşırı düşük seviyelerde olması bankacılık sektörünün etkin çalışmadığı anlamına gelebilecekken, yüzde 200 gibi yüksek seviyelerde olması da stabil olmayan fon kaynaklarına sektörün aşırı bağımlı olduğunu gösterebilecektir.
     Eylül 2012 itibarıyla mevduatın krediye dönüşüm oranı yüzde 105,5 olarak gerçekleşmiş olup bu seviyenin cari durumda bankacılığımızın etkinliğini gösteren oldukça önemli bir gösterge olduğunu düşünmekteyiz. Ancak bu oran bir taraftan da tasarrufların arttırılmasına duyulan ihtiyaca işaret etmektedir."
     Öztekin, 2000-2001 krizi gibi önemli bir şokun ardından geçen bu kısa süre sonucunda bugün bankaların güven duyulan kuruluşlar konumuna geldiğinin altını çizerek, "Son 10 yıllık süreçte bankacılık sektörünün etkinlik ölçütlerinde ivme yakalamasına rağmen, küresel boyutta yapılan kıyaslamalarda yukarı yönlü gelişmeye çok müsait olduğu ve büyük bir potansiyelinin bulunduğu da dikkati çekmektedir" dedi.
     Bugünlerde Türkiye'ye ilişkin bütün değerlendirme raporlarında bankacılık sektörünün sağlamlığına vurgu yapıldığını dile getiren BDDK Başkanı Öztekin şöyle devam etti:
     "En son Fitch Ratings tarafından yapılan ve ülkemiz derecelendirme notunu yatırım yapılabilir seviyeye getiren açıklamada da mali disiplin ve bankacılık sektörünün sağlamlığı önemle vurgulanan konular olmuştur. Ancak yine aynı açıklamada negatif bir etken olarak ülkemizdeki düşük tasarruf oranına gönderme yapılmaktadır.
     Bankacılık sektörünün en önemli fonksiyonlarından birisi ekonomide kaynakların tasarruf fazlası olanlardan alınarak yatırıma dönüştürülmesine aracılık edilmesidir. Dolayısıyla bankacılık sektörünün reel sektöre finansman sağlayabilmesi için tasarruf büyük önem arz etmektedir. Ancak bu konuda ülkemizde bazı sorunlar olduğu görülmektedir. Toplam yurt içi tasarrufların gayrisafi yurtiçi hasılaya oranı 2002 yılındaki yüzde 20 düzeyinden önemli ölçüde gerileyerek 2009 yılı itibarıyla yüzde 13 seviyesine kadar düşmüştür. Bu azalmanın temel nedeni özel tasarruflardaki keskin düşüştür. Son birkaç yılda bu oranda bir miktar kıpırdanma olsa da henüz arzu edilen seviyelere ulaşıldığını söylemek mümkün değildir."
    
     -"Tasarruf oranının düşük kalması yatırımlarda daha fazla yurt dışı kaynak ihtiyacını ortaya çıkarıyor"-
    
     Öztekin, Türkiye'deki tasarruf oranının diğer ülkelerle karşılaştırıldığında durumun daha açık ortaya konulabileceğine değinerek, Çin'deki tasarrufların gayrisafi yurtiçi hasılaya oranının yüzde 50'yi geçtiğini belirtti.
     Bu oranın pek çok Avrupa ülkesinde yüzde 20 seviyesinin üzerinde olduğuna işaret eden Öztekin şunları ifade etti:
     "Avrupa Birliği (AB) ortalaması da yüzde 20'dir. Yükselişte olan ülkelerde bu oranın 2000-2008 ortalaması ise yüzde 30 düzeyindedir. Benzer şekilde, Kalkınma Bakanlığı tarafından yapılan bir çalışma, ülkemizde verimlilik artışının olmadığı hallerde ortalama yüzde 5'lik GSYH büyümesini yakalayabilmek için tasarruf oranının yüzde 30 düzeyine çıkarılması gerektiğine işaret etmektedir.
     Tasarruf oranının düşük kalması aynı zamanda yatırımlar için daha fazla oranda yurt dışı kaynak ihtiyacını ortaya çıkarmakta bu durum da ülkemizi uluslararası sermaye akımlarındaki hareketlerden daha fazla etkilenir hale getirmektedir. Öyle ki, yurt içi tasarrufların yurt içi yatırımları karşılayamaması dış finansman ihtiyacını oluşturmakta ve bu süreçte reel sektörün ve finans sektörünün yurt dışı fon kaynaklarına daha fazla bağımlı olması durumu ortaya çıkmaktadır. Kurumumuzca yakından izlendiği için bankaların açık pozisyonları hedge edilmekte ve belirli limitler dahilinde kalmaktadır, ancak reel sektörün açık pozisyonu ekonomimiz için bir kırılganlık oluşturabilmektedir."
     Öztekin, günümüz bankacılık dünyasında tasarruf yapılmasının yanı sıra, bu tasarrufların şeklininde önemli olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti:
     "Küresel finansal kriz mevduatın bankacılık sektörü için ne kadar önemli olduğunu gösteren önemli bir etken olmuştur. Yurt dışında krizin etkilerinin en derin olarak hissedildiği ülkelerde mevduata dayalı olarak bankacılık yapan bankalar krizi daha küçük zararlarla atlatmış, toptan fonlamaya bağımlı olan pek çok finans kuruluşunda ise temerrütler izlenmiştir. Dolayısıyla, tasarrufların bankacılık sisteminde mevduat olarak tutulmasının önemi daha da iyi anlaşılmıştır.
     Buna paralel olarak global finansal kriz sonrası süreçte kurumumuzun da üyesi olduğu Basel Bankacılık Denetim Komitesince oluşturulan Basel-III Kurallarında, mevduat kalemine ilişkin likidite yeterliliği hususunda oldukça avantajlı bir uygulama getirilmiştir. Ülkemizde bankacılık alanındaki yapısal sorunlardan birisi mevduatın vadesinin oldukça kısa olmasıdır. Bankacılık sektöründe mevduatın ortalama vadesi iki ay civarındadır. Bu durum da bankacılıkta yapısal faiz oranı riski oluşturmakta ve bankaların uzun vadeli kredi kullandırma kapasitesini önemli ölçüde sınırlandırmaktadır. Kurumumuzca yürütülen çalışmalar ile söz konusu risk belirli limitler dahilinde tutulmaktadır."
     Türkiye'de mevduatın vadesinin uzatılmasına dönük önemli çalışmaların yürütüldüğüne işaret eden BDDK Başkanı Öztekin, bu çalışmalara Merkez Bankası tarafından mevduatın vadesine göre değişen zorunlu karşılık uygulamasının örnek olarak gösterilebileceğini bildirdi.
     Öztekin konuşmasını şöyle sürdürdü:
     "Özellikle son dönemde ortaya çıkan tahvil bono ihraçları ile de bankaların daha uzun vadeli fonlamaya ulaşması sağlanmakta ve pasiflerin vadesinde yavaş yavaş bir artış görülmektedir. Son dönemde yurtdışı piyasalarda bankalarımızın ihraçlarına büyük ilgi olduğunu gözlemlemekteyiz.
     Ancak ekonominin dinamik dengesi dikkate alındığında her bir gelişmenin muhtelif sonuçları olabilmektedir. Bu bakımdan bankaların yurtiçi tahvil bono ihraçları ile mevduat tabanının korunması arasındaki dengenin de gözetilmesi önemlidir.
     Bu noktada Kurumumuzun bir uygulamasından bahsetmek istiyorum. Bildiğiniz gibi son birkaç yıllık dönemde Ülkemiz sermaye piyasalarında önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Bu gelişmelerden birisi de bankalarca tahvil bono ihraçlarına yeniden başlanması olmuştur. Ancak sistemin sağlıklı bir yapı üzerine kurulabilmesi için Kurumumuzca her bankanın ihraç edebileceği tahvil bono miktarına ilişkin bir limit getirilmiştir. Bu sayede dinamik bir formül vasıtasıyla belirli finansal göstergeleri daha sağlıklı olan bankaların daha fazla ihraç gerçekleştirebileceği ve bankalar arası rekabetin de sağlanabileceği bir yapı kurulmuştur. Dolayısıyla bu uygulamayla bankaların fon kaynakları çeşitlendirilirken mevduat tabanının da korunması hedeflenmiştir."
    
     -"Ülkemizde ekonomik gelişmeye paralel olarak tüketici kredileri de hızlı artış gerçekleştiriyor"-
    
     Öztekin, Türkiye'de tasarruf oranının arttırılmasına dönük olarak yürütülen çalışmalar hakkında bilgi verirken, ekonomi genelinde hane halkının finansal varlık ve yükümlülüklerinin izlenmesinin, tasarruf ve borçlanma eğiliminin yakından takip edilmesi açısından önem taşıdığına vurgu yaptı.
     Hane halkının finansal yükümlülüklerinin en önemli unsurunun tüketici kredileri olduğunu belirten Öztekin şu ifadeleri kullandı:
     "Ülkemizde ekonomik gelişmeye paralel olarak tüketici kredileri de hızlı bir artış gerçekleştirmiştir. Hanehalkı yükümlülüklerinin varlıklarına oranındaki hızlı artış eğilimi, kurumumuzca 20 Haziran 2011 tarihinde alınan ve taşıt ve konut dışı tüketici kredilerine ilişkin karşılık ve risk ağırlıklarının arttırılmasına dönük kararlar neticesinde önemli ölçüde yavaşlamıştır. Bu tedbirler neticesinde, Haziran 2011 itibarıyla yüzde 50 seviyesine yaklaşan ihtiyaç ve diğer tüketici kredilerinin yıllık büyüme hızı Eylül 2012 itibarıyla yüzde 15'e gerilemiştir.
     Diğer taraftan ülkemizde tasarrufların arttırılmasına dönük olarak pek çok alanda çalışma yapılmaktadır. Bu kapsamda, Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile bireysel emeklilik sisteminde etkinliği arttırmak amacıyla vergi avantajı uygulamasında vergi matrahından indirim yerine devlet katkısı sistemine geçilmiştir. Ayrıca, birikimlerin geri ödenmesi hususunda devlet katkısına hak kazanılabilmesi için sistemde uzun süre kalmayı özendirecek kademeli bir yapı oluşturulmuştur. Diğer taraftan Ülkemizde 5 bin ton civarında altının yastık altında olduğu tahmin edilmektedir ve yastık altı altınların ekonomiye kazandırılması hususunda son yıllarda önemli gelişmeler yaşanmaktadır.
     Bu kapsamda, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, kıymetli maden depo hesapları için tutulması gereken zorunlu karşılıkların tamamına kadarının ve Türk Lirası yükümlülükler için tesis edilmesi gereken zorunlu karşılıkların yüzde 30'una kadar olan kısmının Merkez Bankası nezdinde altın cinsinden tutulabilmesine imkan sağlamıştır. Bu durum son bir yıllık dönemde bankaların altın mevduatı konusuna büyük önem vermesini sağlamış, altın günleri ve benzeri uygulamalar ile kıymetli maden depo hesaplarının toplam değeri Ocak 2011'deki 2 milyar dolar seviyesinden Eylül 2011 itibarıyla 9 milyar dolar seviyesine yükselmiştir. Yine Hazine tarafından çıkarılan sukuk gibi faizsiz enstrümanlar, faize duyarlı kesimin tasarruflarının artması ve kayıt altına alınmasına yönelik önemli çabalardır."
    
    
    

Bu haberi 145 kişi okudu

Ziyaretçi yorumları

Lütfen bekleyiniz...
Toplam 1000 karakter

Diğer Haberler

e-Sirket.com, Nette İnternet Teknolojileri Bilişim Sistemleri San. Tic. Ltd. Şti.’nin Tescilli Markasıdır. © 2006 e-Sirket.com Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemizde yer alan yazı, resim ve haberler izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
e-Sirket.com bir nette interactive projesidir Hata bildir